|
|
Her açıdan özgürlük!
Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nde, yönetim kurulu üyesi olduğum Türkiye Gazeteciler Cemiyeti bildirisini bu köşede de yayınlamak istiyorum izninizle:
...
'Gazeteci; düşünce, ifade, bilgi alma, bilgi iletme ve iletişim hak ve özgürlüklerinin temel aktörü olarak sahnede yer alıyor ve her bir gazetecinin öldürülüşünde, baskı görüşünde yahut sınırlara hapsedilişinde halkın bu temel hak ve özgürlükleri ezilmiş, çiğnenmiş oluyor.
En koyusundan en incesine doğru sıralarsak;
Gazeteci öldürülüyor.
Gazeteci işkence görüyor.
Gazeteci mahkum ediliyor.
Gazeteci fiziki şiddete maruz kalıyor.
Gazeteci kaçırılıyor.
Gazeteci sansür ediliyor.
Gazeteci yasakların şiddetiyle cenderede tutuluyor.
Gazeteci tehdit ediliyor.
Gazeteci tazminat baskısında tutuluyor.
Gazeteci işletme içi açık - gizli baskılarla sıkıştırılıyor.
Gazeteci ilan - reklam kafesine sokuluyor.
Gazeteci iş ve ücret baskısıyla bunaltılıyor.
Gazeteci otosansüre zorlanıyor.
Gazeteci otosansürü kabulleniyor.
Gazeteci kalemini kiralıyor, satıyor.
En koyuların açık biçimde mevcudiyeti genellikle dünyanın anti - demokratik bölgelerine yahut savaşların ve etnik çatışmaların bulunduğu yerlere denk düşüyor.
İnceler ise, anti - demokratik yönetim yahut demokratik rejim tanımıyor.
Koyu baskıların bulunmadığı ülkelerde basın özgürlüğü "gerçek anlamıyla yaşanıyor" olsaydı, bütün acılara rağmen, gerçek anlamıyla basın özgürlüğü yine de ulaşılması nispeten kolay bir hedef olurdu.
Avrupa kapısında, hala çeşitli yasaklar ve cezalarla basın özgürlüğünün dünyanın koyu bölgeleri düzeyinde sınırlandığı Türkiye'de de öyle olurdu.
Nitekim, bazı meslekdaşların kafi gördüğü gibi, basın özgürlüğünü cezaevindeki gazeteci sayısına endeksler, çoğunun "gazetecilikten dolayı orada olmadığını" da kanıtlayıp kısmen huzura erebilirdik.
Ölüm... baskı... ceza... tehdit... hapis; tabii ki bunlar en şiddetlileri ve öncelikle yokedilmesi gereken özgürlük katliamları.
Ne var ki iş orada bitmiyor.
Bugün dünyanın en demokratik sayılan ülkelerinde dahi, binlerce gazeteci, koyu ve kaba biçimde ticarileşmiş medya gruplarının bünyesinde, kafesteki kuşlar kadar özgür olabiliyor.
Bilginin kaynağı, yeniden üretimi, sunuluş biçimleri, dağıtım kanalları, başta eğlence ve finans sektörleriyle de kenetlenmiş biçimde, büyük grupların denetimi altına giderek daha fazla giriyor.
Gazetecilik; ilan - reklam piyasasının ve kar - borsa oyunlarının basit bir uzantısı haline sokuluyor. Her özelleştirme ihalesinde medyayı görmemiz rastlantı değil.
Bir zamanlar demokrasi ve onun ayrılmaz parçası olan basın özgürlüğü en azından "fikirler piyasası" olarak adlandırılırken, bugün "piyasanın fikirleri" gazeteciliği ve basın özgürlüğünü, dolayısıyla demokrasiyi de tahakkümü altına alıyor.
Özgürlük alanı olarak umut veren Internet gibi yeni iletişim ortamları da, koyu ve ince özgürlük ihlallerinden uzak kalamıyor.
Nitekim, geleneksel gazeteciliğin koyu baskı altında olduğu ülkeler, Internet erişimlerini denetim altında tutuyorlar, bu denetimi şiddetlendirmenin yollarını arıyorlar.
"Terörist faaliyetleri kontrol" gerekçesi ve bahanesiyle, bu yeni özgür iletişim alanı, bir takım güçlerin, istihbarat servislerinin daha yoğun denetimi altına sokulmak isteniyor.
Para dolaşımının, ticari rekabetin ve kar maksimizasyonunun büyük oranda yeni iletişim kanalları üstünden yapılıyor olması sonucu, artık kuşku olmaktan çıkan Echelon gibi sistemlerle, dünya, Orwell'in kurgusundaki Büyük Birader'in neredeyse gerçekleştiği bir kontrol mekanizması altına çekiliyor.
Daha da açık olanı, yine "ince" dediğimiz basın özgürlüğü ihlallerinin, geleneksel medya - yeni medya birleşmeleriyle, bir takım büyük grupların Internet ortamında da artan egemenlikleriyle "bilgi çağı"na taşınması.
Kısacası;
Bir çok ülkede gazetecilerin adeta vahşi bir ormanda "av" haline gelmelerinin dışında, ormandan açık alanlara çıkıldığında da, gazetecilerin bir medya sirkine "rehin" düşebildiklerini görüyoruz.
O zaman;
Her bakımdan basın özgürlüğü, her açıdan iletişim özgürlüğü ve demokratik bir medya ortamı için, her gün her cephede mücadele etmemiz gerekiyor.
Buna kendi vicdanlarımız da dahil!'
...
Dünya Basın Özgürlüğü Günü'nün Milliyet'in 50'inci kuruluş yıldönümüne denk gelmesi de hoş bir rastlantı.
|
|