3 Mayıs 2000 Çarşamba 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Meral TAMER Fotoğrafı: 7727 bayt
30 filmden 2 ana mesaj: Yalnızlık ve cinsellik

       19. Uluslararası Film Festivali'nin sponsoru Turkcell'in reklamlarındaki gibi ben de hayata 15 gün ara verdim. Ve Beyoğlu'nun gece yarısından sonra bile durulmak bilmeyen kalabalığının arasına karıştım. Emek, Atlas, Alkazar ve Beyoğlu sinemaları arasında mekik dokudum. Şarabi, Baykuş ve Frape gibi film aralarında karnımı ağız tadıyla doyurup, kahvemi içebileceğim hoş yerler keşfettim.
       Festivalde bu yıl 181 film vardı. Ben 30'unu görebildim.
       İlk günlerde gittiğim filmlerde yalnızlık vurgusu ön plandaydı. Kanadalı ünlü yönetmen Atom Egoyan'ın Felicia'nin Yolculuğu ile başlayan küçük kasabadaki insanların yalnızlığı, Catherine Deneuve'nun başrolünü oynadığı Fransız filmi Gece Rüzgarı'nda Paris'teki entellektüel çevrelerde sürüyordu. Genç Fransız yönetmen Laurent Bouhnik'in son filmi 1999 Madeleine'de de, felsefeci Fransız yönetmen Bruno Dumont'un Cannes'da büyük ödüllü İnsanlık filminde de değişmeyen tema yalnızlıktı.
       Çinli yönetmen Zhang Yang'ın sıcacık filmi Banyo'da ise büyük kente yerleşmiş genç bir işadamının yıllar sonra doğduğu küçük kasabaya zorunlu seyahatinde yaşadığı yalnızlık ve yabancılaşma ön plandaydı.
       Her karesi bir tablo niteliğindeki İmparator ve Katil'de ise ünlü Çinli yönetmen Chen Kaige, kralların da katıksız bir yalnızlığa mahkum olduklarını gözler önüne sermiyor muydu?
       Yunanlı ünyü yönetmen Theo Angelopoulos'un Kitera'ya Yolculuk ve Leyleğin Geciken Adımı'nda yalnızlık ve çevreye yabancılaşma temaları ön planda olmasaydı şaşardım.
       Festivalin ikinci haftasında yalnızlığın cinsellikle birleştiği filmler çıkmaya başladı karşıma: Sev beni, Götür beni, Mutluluk...
       Mozart Türkiye'de, Buena Vista Social Club, Obua'nın Çağrısı ve 1900 Efsanesi müziğin ön planda olduğu filmlerdi.
       Bu festival sonrasında anladım ki Fransız filmleri bana göre değil. Çoğunda bunalım eksik olmuyor. Tempo müthiş ağır. Buna karşılık Çin sinemasına bundan böyle daha fazla ağırlık vereceğim. Mısırlı ünlü yönetmen Yusuf Şahin'in tek filmi bana yetti. Bir daha izlemem. İranlı yönetmen Kiarostami'nin sükuneti ise tam ruhuma göre.
       İspanyolların en ünlü yönetmeni Almodovar, feskivalin açılış filmi Annem Hakkında Her Şey'de müthiş bir insancıllığı anlatıyordu. Festival'in son günü bize muhteşem bir kapanış yaptıran Sevgili / Dost'un yönetmeni de İspanyoldu (daha doğrusu Katalan): Ventura Pons. Pons'un 2 yıl kadar önce yurt dışında izlediğim Carresses adlı filmini hiç unutamıyorum. Gelecek yılki festivalde Ventura Pons özel gösterisi olsa pek hoş olur.
       Sevgili / Dost, Annem Hakkında Her Şey, Obua'nın Çağrısı, Felicia'nın Yolculuğu, Mutluluk ve Banyo, bu yılki favorilerim. Angelopoulos'un Puslu Manzaralar'ı ise bu serinin de önünde açık farkla birinci. Film bittiğinde dilim tutuldu zannettim.
       İstanbul Kültür ve Sanat Vakfı'na bu olanağı bizlere sundukları için teşekkür ediyorum.

Trafik Haftası cinayetle başladı!

       Hazırlıklar aylardır sürüyordu. Bu hafta boyunca Eskişehir'den Ankara'ya İstanbul'dan Adana ve İzmir'e Trafik Haftası çerçevesinde etkinlikler yapılacak, gerek halkın gerekse trafiğin denetiminden sorumlu tarafların konuya dikkatleri çekilecekti.
       İstanbul Belediyesi'nin haftalardır süren okullararası trafik yarışmasının finali, Erol Evgin'in klibinin tanıtımı, Sabancı Üniversitesi'nin toplantısı, Ankara'da Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Hizmetleri Başkanlığı'nın hafta boyuna yayılan etkinlikleri...
       Ancak Trafik Haftası, tüm bu etkinlikleri gölgeleyecek, hepimizin suratına indirilen bir şamarla başladı. Trafik holiganları, yıllardır yarış pisti olarak kullandıkları Bağdat Caddesi'nde 2 gencin canına kıydı. Evlenme hazırlıkları içinde olan nişanlı çift, pazar sabahı saat 04.00 sıralarında Volkswagen arabalarıyla evlerine dönerlerken Bağdat Caddesi'nde yarışan 2 çılgın ve alkollü sürücünün kurbanı oldular.
       İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'dan çıt yok. Bu durumda İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir'den de herhangi bir duyarlılık göstermesini beklemek yanlış olur!
       Nöbetçi trafik polisleri mi dediniz? Onlar Bağdat Caddesi'ndeki olaylara yıllardır seyirci. Zira o caddeyi yarış pistine dönüştüren şımarık zengin çocuklarının enseleri kalın, torpilleri en tepelerden! Trafik polisi müdahaleye kalksa ya işinden olur, ya sürülür!
       Tantan bir yıldır İçişleri Bakanı. Geçen yıl göreve ilk geldiğinde trafiğe daha az kurban verilmesi için harcadığımız çabalara daha duyarlı yaklaşacağını ummuştum.
       Yanılmışım demek istemiyorum. Sayın İçişleri Bakanı'ndan Bağdat Caddesi'ndeki cinayetle açılışını yapan bu yılkı Trafik Haftası içinde konuya sahip çıktığını belirtir anlamlı bir çıkış yapmasını bekliyorum.
       Bağdat Caddesi'ndeki bu son trafik cinayetinin ardından eminim çocuklarının dışarda olduğu her geceyi uykusuz geçiren pek çok anne - baba da benzeri duygular içerisindedir.


Yazara E-Posta: mtamer@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet