5 Mayıs 2000 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
   BEŞİKTAŞ
   FENERBAHÇE
   GALATASARAY
   TRABZONSPOR
   BASKETBOL
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Dertleşme

Doğan Koloğlu


       Ertuğrul Özkök'ün Hürriyet'teki "politika" köşesine spor konusu girdiyse bu sevindirici bir gelişmedir.
       Ama tutucu, klasik, tutucu "spor düşünürleri" spora politika sokmamak için fair - play anlayışıyla "olimpik" ilkelere sarılırlar. Bir idealist gerçektir bu ! Bizim ve sporun amatör bir yüzü vardır. Özellikle Mehmet Ali Aybar ve Semih Türkdoğan bunun kaliteli bir misaline 1930'lı yıllarda Atina'daki atletizm yarışmalarında İnönü'ye karşı direnerek ve koşmayarak entellektüel dirençle örneklediler. Sonra sonra Türk basını 1930 - 60 arası dışa çok kapalıydı. Sadece spor bunun dışına çıkarak, etkili örnekler verdi. Hürriyet'in en büyük tiraj ve kimlik yapısı 1948 Londra Olimpiyatları'nda Yazı İşleri Müdürü Tahsin Öztin'le gerçekleşti. Sonra art arda spor müdürleri gazetelerin başına geçtiler. Yeni Sabah'ta Nezih Demirkent, Milliyet'te Abdi İpekçi, Akşam'da ben, sporcu olarak vardık. Ekspres Gazetesi'nde şimdi Fransa'da o ülkenin en büyük özel ajansının sahibi olan Fenerbahçeli basketbolcu Gökşin Sipahioğlu bir haberle İstanbul'u yağmalatan 6 - 7 Eylül olaylarının başlatıcısı değil miydi ?
       Ayrıca Türk basınını sallayan büyük taraftar çekişmeleri de spor sütunlarında kimlik buldu. Milliyet'in kurucusu Ali Naci Karacan o zamanlar Vatan'da spor yazardı. Ve Cumhuriyet'te Abidin Daver'le Galatasaray - Fenerbahçe rekabetini tırmandırarak, Türk toplumuna fanatizmi yerleştirdiler. Con Kemal, Sadun Galip Savcı, Rüştü Dağlaroğlu adeta artçı deprem gibiydi.
       Bugünlerde çok tartışılan basında Mitçilik konusu sporda da çok yaygındı. Çünkü Türkiye Uluslararası Olimpiyat Komitesi'ne üye olurken, dışardaki yabancı bir kuruluşun Türkiye'deki temsilcisi şartına uymalıydı. Bu nedenle Selim Sırrı Tarcan, Uluslararası Olimpiyat Komitesi temsilcisi oluyor, Hürriyet Yazı İşleri Müdürü Ahmet İhsan bey de Milli Olimpiyat Komitesi başkanı seçiliyordu. Bu şekilde dışarıya açılmanın itimat sorunu ortaya çıktı. Olay Mit'e yakınlıkla değerlendirildiği oranda yumuşadı. Ayrıca biz bugün de basındaki çok basit gerçekleri görmek istemiyoruz. Ben hapisten çıkınca bana da kapalı olarak 'Ne yapacaksın' diye soruldu. 'Gazeteciliğe devam' dedim. Soranlar yarı şaka, 'Bizimle veya polisle işbirliği yaparsın' dediler. Hayretle 'Neden ve nasıl' dedim. Cevap şuydu: "Haber poliste değil mi, kime verirse gazeteci olur". O günden sonra uzmanlığıma döndüm, "sporcu gibi düşündüm ve araştırmacı gazeteci oldum". Politikadan da nefret ettim.

© 2000 Milliyet