|
|
Harvard, Sezer...
BOSTON
Harvard Üniversitesi'nde şu sıralar iki Türk hukuk adamına, Ahmet Necdet Sezer'le Sami Selçuk'a ilgi var. Sezer'in Cumhurbaşkanı adaylığı burada Türkiye'nin yakın geleceğiyle ilgili olumlu beklentiler yaratmış...
Harvard'da Ahmet Necdet Sezer...
Harvard Üniversitesi'nin Türkiye'yle ilgili çevrelerinde şu sıralar bazı Türk hukukçularının isimleri etrafındaki merak dikkati çekiyor.
Kim bunlar?
Biri, Ahmet Necdet Sezer.
Diğeri, Sami Selçuk.
Yargıtay Başkanı Sami Selçuk gelecek pazartesi günü Harvard'da bir konferans verecek. Harvard Hukuk Okulu İnsan Hakları Programı'nın duvarlara astığı duyuruda şunlar yazılı:
"Reform baskısı... Çağdaş Türkiye'de siyasal uyanış ve mahkemeler... Yargıç Sami Selçuk, temel hak ve özgürlükler konusunda Yargıtay tarihinin en aykırı yargıcıdır. Türk mahkemelerinde ifade özgürlüğüyle ilgili kararların Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'yle uyum içinde olmasını özellikle savunuyor."
Ahmet Necdet Sezer'e gelince...
En çok soru onunla ilgiliydi.
Cumhurbaşkanı olarak ne yapabilecekti? Demokrasi ve hukuk devletine ilişkin görüşlerini Çankaya Köşkü'nün kapısında bırakması ihtimali olabilir miydi?
Nerede mi soruldu bu sorular?
Harvard Üniversitesi'nde başkanlığını değerli bir Türk tarihçisinin, Profesör Cemal Kafadar'ın yaptığı Ortadoğu Araştırmaları Merkezi var. Bu merkeze bağlı çalışan Modern Türkiye Çalışmaları Grubu'nun geçen çarşamba günü öğle vakti konuğu oldum.
Türk siyasal yaşamındaki güncel gelişmeler hakkında yirmi dakikalık bir konuşmadan sonra bir buçuk saat kadar soruları yanıtladım.
Sezer'le asker...
Anayasa Mahkemesi Ahmet Necdet Sezer merak konusuydu. Nasıl aday olmuştu? Ecevit'in aklına nasıl gelmişti? Kamuoyunda hiç tartışılmadan ya da doğru dürüst tanınmadan birden bire aday olmasının kerameti neydi?
Bir başka soru:
Ahmet Necdet Sezer'in ifade özgürlüğü ve hukuk devleti konusundaki bazı görüşleri radikal idi. Bunlar arasında Türk Ceza Yasası'nın 312. maddesi, Terörle Mücadele Yasası'nın 8. maddesi geliyordu. Tabii bir de Yüksek Askeri Şura kararlarının yargı denetimine tabi olması vardı.
Askerin kafasında soru işaretlerine yol açtığına işaret edilen bu çerçevede geliyordu soru:
Sezer bu görüşlerine rağmen nasıl olmuştu da parlamentodaki beş parti liderinin ortak adayı olabilmişti? Bu görüşleriyle ilgili olarak adaylık öncesi kapalı kapılar arkasında herhangi bir pazarlık yapılmış olabilir miydi?
Bir başka soru:
Ahmet Necdet Sezer, Cumhurbaşkanı olunca, demokrasi ve insan haklarıyla ilgili bazı radikal görüşlerini Çankaya Köşkü'nün kapısında bırakabilir miydi?
Herşey bir yana...
Anayasa Mahkemesi Başkanı Ahmet Necdet Sezer'in -beş parti liderinin de ortak adayı olarak- Çankaya yokuşunu tırmanıyor olması, Harvard gibi dünyanın en önde gelen bilim yuvalarından birinde Türkiye'yle ilgili olumlu beklentilere yol açmış durumda.
Nedeni açık:
Türkiye'nin demokrasi ve hukuk devleti alanındaki bazı önemli eksiklerinin kapatılmasında, Ahmet Necdet Sezer'in olumlu, yapıcı bir rol oynayabileceği sanılıyor.
Sorulardan biri de şuydu:
Sezer'in diplomatik deneyimden yoksun olması, hele Cumhurbaşkanı Demirel sonrası Türk dış politikasını olumsuz etkileyebilir miydi? Sezer'in artık anayasada yer alan uluslararası tahkimle ilgili görüşleri neydi?
Tabii ki soru ve tartışmalar yalnız Sezer'le sınırlı kalmadı. Örneğin, devlet ya da derin devlet, Türkiye'de seçilmiş hükümet karşısındaki ağırlığını nereye kadar devam ettirebilecekti? Bu ağırlığın dengelenmesiyle Türkiye'nin demokratikleşmesi arasında ilinti neydi, ne değildi?
Türk siyaset sahnesinde kalıcı bir istikrarın geçerli olabilmesi için merkez sağ ve soldan oluşan iki partili modelin hayata geçmesi gerekmez miydi? Böyle bir ihtimal var mıydı? Varsa hangi partiler buna aday olabilirdi?
Mesela DSP ile MHP?..
MHP kendini merkeze çekebilir miydi? Sadi Somuncuoğlu'na yönelik saldırı, MHP'deki 'radikaller'in ağırlığını, bu partinin değişemezliğini mi ortaya koyuyordu?
Olumlu beklentiler
DSP'de Ecevit sonrası...
İsmail Cem...
Tansu Çiller'in siyasal geleceğine dönük bir sorudaki alaycı titreşimler...
GSM ihalesindeki İş Bankası'nın varlığı, devletin bu alandaki denetim isteğinden de kaynaklanıyor olabilir miydi? İfade özgürlüğü bakımından öncelikle hangi yasaların değiştirilmesi gerekiyordu?
Harvard'da hava böyle!
Türkiye'yle ilgili beklentiler genel olarak olumlu. İyimserlik uç veriyor. Türkiye'de bazı şeylerin ağır ağır da olsa nihayet değişmeye başladığı farkediliyor.
Ben de iyimserim. Türkiye'nin kısır döngüsünü kırmaya başladığını, ülkemizin yavaş da, yetersiz de olsa kabuk değiştirebilecek bir konuma doğru yol aldığını düşünüyorum. Ahmet Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanlığını da böyle bir çerçeveye oturtuyorum.
Benim konuşmam ve yanıtlarım da işte böyle bir çerçevede oldu.
Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr
|
|