5 Mayıs 2000 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Derya SAZAK Fotoğrafı: 6896 bayt
Yeni dönem

       TBMM'nin bugün sonuçlandıracağı cumhurbaşkanı seçimiyle Türkiye'de "yeni bir dönem"e giriliyor.
       Kurtarıcı babamızın yerine 16 Mayıs'tan itibaren Çankaya'da bir yüksek yargıcı göreceğiz. Daha doğrusu göremeyeceğiz!
       Sayın Sezer'in adaylığı açıklandığı günden bu yana çizdiği "profil", kamuoyunun 10'uncu cumhurbaşkanını tanımasının birkaç yıl alacağının habercisidir. Anlaşılan medya o zamana kadar "50 yıl daha varım" diyen tüm zamanların babasının siyasete dönüş - Uzay Yolu macerası gibi- senaryosuyla oyalanacak. Ve parlamenter sistemin kurumları eskisi gibi işlemeye ve daha duyarlı biçimde izlenmeye başlanacak.
       Çankaya yerine, hükümet ve Meclis ağırlıklı bir yönetim.
       1980 öncesi manzara da öyle değil miydi?
       Askeri dönemde Evren, partileri kapatınca rotadan çıkıldı. Özal "sistem"i yozlaştırdı. Demirel ise dönemini normal süresinde tamamlamak yerine "aile fotoğraf"ları çektirip, "uzatmalara oynayınca" finalde yıprandı.
       Başkent şimdi "rutin"e dönüyor!
       Aslında bu süreç yeni değil. Ecevit, 18 Nisan seçimlerinden önce azınlık hükümetinde "başbakanlık" yaparken, ciddiyete dönüşün nasıl olacağını gösterdi. Seçimi kazanması, 20 yıl aradan sonra halkın dürüst, güven verici liderlere, "sadeliğe" duyduğu özlemin sonucuydu.
       İlginçtir. Bu profili çizen başkalarının da önü açıldı.
       Devlet Bahçeli... Kıvrıkoğlu Paşa.
       28 Şubat sürecindeki Genelkurmay karargahı ile Kıvrıkoğlu dönemi aynı mı? Batılı heyetlerin Dışişleri ve Başbakanlık'tan önce Genelkurmay Genel Sekreterliği'nden geçtiği dönemler unutulmasın.
       "Post modern darbe" günlerinden AB adayı Türkiye konumuna gelinmesinde Silahlı Kuvvetler'in ülke yönetimini başbakana bırakmasının payı yok mu? Kuşkusuz o aşamada Demirel de tarihi bir rol oynadı ve sonuçta 18 Nisan seçimleriyle gücünü halktan, Meclis'ten alan hükümet kuruldu.
       Ahmet Necdet Sezer de Köşk'e, siyasal merkezlerde yapılan değerlendirmeler ışığında "ciddiyet" ve "ketumiyet"in temsilcisi olarak çıkıyor. Belki, 21'inci yüzyıl vizyonuyla tam örtüşmüyor, internette sörf yapamayacak (!) ama "çetelerin adaletine teslim" bir ülkede, "temiz toplum"a dönüşün yolunu açacak, "hukukun üstünlüğü"nü yeniden inşa edebilecek.
       AB adayı Türkiye'nin yeni Cumhurbaşkanı'nın düşünce ve ifade özgürlüğüne olan inancı, Kopenhag kriterlerinin yaşama geçirilmesi, demokrasinin geliştirilmesi yönünde önemli güvence sayılmalıdır.
       Beklenti, namuslu bir hakimin adil yönetimidir.
       Umut fakirin ekmeği, halkımızın yüzünü belki de asık suratlı liderler güldürecek.
       Ülke bundan böyle, seçime dek geçecek 3,5 yılın üretken kullanımına odaklanmalıdır. Bir hükümet krizi yaşanmadıkça Demirel faktörü, Fazilet davası, Af Yasası gibi dönemeçlerin 2000'lere dönük "iyimserlik yörüngesinde" büyük sapmalar doğurmayacağını düşünüyoruz.
       Biraz da düşük tansiyonda yaşamaya alışsak ne çıkar?
       İsveçli, Finli, Yunanlı buna katlanıyorsa halkımız da dayanır.
       Clinton'ın "veda" klibini sevdik ama Köşk'te "aganigi yapan" başkana hazır değiliz.
       Sezer'in "demokrasi aşkı" bize yeter!


      

Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet