5 Mayıs 2000 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Umur TALU Fotoğrafı: 8375 bayt
Onlara ne oldu?

       Bir ana yahut babaysanız, eminim anlarsınız.
       Düşünceleriniz, yargılarınız, önyargılarınız ne kadar barajlar, dalgakıranlar inşa etse de, o yakıcı yıldırımların beyninize ulaşmaması için ne kadar çok tarihsel, kültürel, ideolojik, gündelik paratoneriniz olsa da, bir yerden sonra, en azından şöyle kendi yüreğinizle başbaşa kaldığınızda, eminim anlarsınız.

       ...

       Bugün devletin ve hükümetlerin ve seçilmiş - atanmış çok sayıda yetkilinin muhatap olması gereken temel sorulardan biri, belki de medya ve siyaset ortamında en çok güme giden, görülmek, duyulmak, duyurulmak istenmeyen soru şu olmalı:
       "Ona ne oldu?.. Onlara ne oldu?"
       Bir ülkede binlerce ailenin, binlerce anne - babanın, evladın sorusu yıllardan beri bu olmuşsa ve onlara hep yenileri eklenmişse...
       Bir ülkenin damarlarında dolaşan böyle bir soruyu, "Ateş düştüğü yeri yakarlar"a, "her koyun kendi bacağından" umursamazlıklarına terkedemezsiniz kolay kolay.
       Siyaset ve gazetecilik bu sorular için değil midir biraz da.
       Hatta vatandaşlık da.

       ...

       O gözleri şişmiş, çaresizlik duvarlarına vurmaktan bitkin düşmüş anne, baba, evlat veya kardeşlerden birini dinleseniz, biraz sabırla dinleseniz, belki suskunluklarının derinliklerine dahi en azından bir kaç adım atsanız...
       Bu kadar çok insanın ölümlerine ve hayatlarına yerleşmiş bu soruya bu kadar sağır ve dilsiz kalınmasına şaşarsınız.
       "Ona ne oldu?.. Onlara ne oldu?"

       ...

       Şehitlerin ve "öldürülen teröristler"in toplamıyla, belki istemeden de olsa "insan kaybı"nı ifade edecek şekilde 30 bin kişi diye verilen 16 yıllık "terör - terörle mücadele" bilançosunun büyüklüğü mü duyarlılık ölçülerimizi saptırdı diye düşünüyorum bazen.
       Ölmenin, öldürülmenin, kaybolmanın sıradanlaşmasına yol açtı diye.

       ...

       Ne olursa olsun...
       Bu ülkede hala 20 - 30 yıl öncesinin, "Ona ne oldu?.. Onlara ne oldu?" sorusuyla cevap aramaktan bitkin düşmüş insanlar var.
       Devlet ve hükümetler ve emniyet ve adalet bir cevap veremedi onlara. Vermedi.
       Bu ülkede son 20 yıla yayılmış bir sürü yeni olayla sayıları kabaran, "Ona ne oldu?.. Onlara ne oldu?" sorusunun kavurduğu aileler var.
       Onlara cevap verilemiyor. Verilmiyor.

       ...

       Ölü sayısının hala daha tam saptanamadığı bir depremde kayıtları tutulamayan binlerce "kayıp"tan birinin yakınıysanız da...
       Devletin bir cezaevinde, mahkumiyet nedeni ne olursa olsun, alev alev, darbe darbe, kurşun kurşun paramparça edilmiş birinin yakınıysanız da...
       Soru, o sorudur.
       Enkazdan çıkmayan, hastane hastane, mezar mezar arayıp ölü ya da diri hiç bir izine, saçının bir teline rastlayamadığınız yüzlerce çocuktan birinin annesi, babasıysanız da...
       Bir mektup beklerken, bir morgdan delik deşik, mosmor, yanmış, şişmiş cesedi teslim edilen bir gencin annesi, babasıysanız da...
       Soru, o sorudur:
       "Ona ne oldu?.. Onlara ne oldu?"

       ...

       Elbette bu sorulara cevap bulmaya çalışan kimi gazeteci de var, kimi siyasetçi de.
       Ancak, bir ülkenin en sarsıcı sorusu, kendi sorumluluklarıyla hesaplaşamadıkları gibi, bu sorulara muhatap dahi olmayan, vicdanlarıyla dahi yüzleşemeyen birileri tarafından küçümsenip küçültülüyor, yok ediliyor.

       ...

       Eminim, anlarsınız.
       Bir kez olsun, siz de yürekten o soruyu sorarsanız...
       Sormak durumunda kaldığınızı tahayyül ederseniz, hiç olmazsa.

© 2000 Milliyet