10 Mayıs 2000 Çarşamba 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Hasan CEMAL Fotoğrafı: 7283 bayt
Avrupa günü!

       Avrupa'yla birlikte dün Avrupa Günü'nü kutladık. Cumhurbaşkanı Demirel şöyle dedi: "Eğer samimiysek, herşeyimizi AB çıtasına göre ayarlamamız, hayatın her alanında bir zihniyet değişikliğini gerçekleştirmemiz gerekiyor. Kaybedecek vaktimiz yok."

Avrupa Günü, Avrupa rüyası, Avrupa projesi...

       Galatasaray Üniversitesi'nde dün sabah Kamu Yönetimi Bölümü'nün Çağdaş Türkiye Tarihi dersine katıldım. Doçent Ahmet Kuyaş ve öğrencileriyle sohbet ettik. Daha doğrusu onlar tarafından sorgulandım.
       Konu ilginçti:
       12 Mart 1971 Muhtırası...
       Ben 12 Mart'ı yaşamıştım.
       Onlar içinse 12 Mart artık 'tarih'ti.
       Ders olarak okuyorlardı.
       12 Mart'ı konuşurken, ister istemez diğer darbeleri, 27 Mayıs'la 12 Eylül'ü de tartıştık. Daha çok askeri yönetimlerin olumsuz yanları ele alındı.
       Bana şu da soruldu:
       Darbelerin acaba dolaylı bir etkisinden ya da bir tokat etkisi yaratan terbiyevi taraflarından söz edilebilir miydi?
       Edilebilir diye yanıtladım.
       Çünkü yaşanan acılar gün gelir kimilerini düşündürebilir. Bazı olaylardan ders alabilirsiniz. Neyin yanlış neyin doğru olduğu konusunda daha farklı bir noktaya gelebilirsiniz.
       Siyaset penceresinden benim dünyaya bakışım 12 Mart'tan sonra değişmeye başlamıştı.
       Kimileri 12 Eylül'le değişti.
       12 Eylül öncesi Türkiye'de siyaset adeta kan davası güdercesine yapılıyordu. Ama darbe sonrası yıllarda siyaset daha bir yumuşadı, olgunlaştı.
       Örneğin, Demirel - Ecevit ilişkilerinin 12 Eylül öncesine göre nereden nereye geldiği gözler önünde. Ya da bir zamanlar Ecevit'i düşman sayan ülkücü hareketin temsilcileri bugün Ecevit'le aynı koalisyonu paylaşıyorlar.

Demirel'in uyarısı...

       Evet öyle.
       Yaşanan acılar, insanları da toplumları da değiştiriyor.
       Bir yerde olgunlaştırıyor.
       Kopuşların terbiyevi yanı var.
       Avrupa da yaşadı bunu.
       Hatta bize göre çok daha acılı ve kanlı bir süreçten geçti, yüzyıllar süren... Avrupa yirminci asırda neredeyse barışı tanımadı. Yaşlı kıtanın yakasından hiç düşmedi savaşlar, ihtilaller, darbeler, ayaklanmalar, iç savaşlar...
       O yüzden, demokrasinin Avrupa'daki kökleri, altyapısı uzun bir geçmişe sahip olsa da, bir hayat tarzı olarak gerçekten benimsenmesi ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasında mümkün olabildi.
       Demokrasi çetin iş!
       Toplumlar da kolay öğrenmiyor.
       Yalnız tarih dersleri yeterli değil toplumların öğrenebilmesi için. Bazı şeyleri bizzat yaşayarak öğrenmeleri gerekiyor.
       Avrupa özellikle İkinci Dünya Savaşı'yla birlikte demokrasinin bir hayat tarzı olarak vazgeçilmezliğini kabullendi. Bu açıdan bir dönüm noktası olarak da Avrupa Projesi'nin temellerini elli yıl önce attı.
       9 Mayıs bu nedenle Avrupa Günü olarak kutlanıyor. Ama artık AB'ye aday ülke olarak biz de bu günü kutlamaya başladık.
       Bunun için dün sabah Çankaya Köşkü'nde bir tören yapıldı. Ülkemizin Avrupa'yla birlikte demokratik ideal ve değerleri paylaştığını simgeleyen bir törendi bu.
       Cumhurbaşkanı Demirel'in tören konuşmasındaki şu sözler özellikle ilginçti:
       "Avrupa Birliği'ne tam üye olmak bizim kendi özgür irademizle yaptığımız bir tercihtir. Bizi kimse zorla AB'ye üye yapacak değildir. Öyleyse, bir yandan AB'ye tam üye olmaya çalışırken, diğer yandan gerçekleştirmek zorunda olduğumuz reformlar konusunda dış baskıdan bahsetme çelişkisinden bir an önce kurtulunmalıdır.
       Tam üye olmak için gerekli olan standartlara uymak istemiyorsak, bu konudaki irademizde bir eksiklik var demektir. Eğer bu irademizde samimiysek, o zaman kendimizi bir an önce her alanda Avrupa Birliği çıtasına göre ayarlamamız, hayatın her alanını kapsayacak bir zihniyet değişikliğini gerçekleştirmemiz gerekmektedir. Kaybedecek vaktimiz yoktur."
       Evet, yoktur!

12 Martlar'dan...

       Cumhurbaşkanlığı seçimi yeterince değerli zaman kaybına yol açtı. Artık Türkiye bir an önce kendi gerçek gündemine dönmek zorunda.
       Nedir gerçek gündem?
       Demokrasi ve insan hakları çıtasının yükseltilmesidir. Ekonomide reformlara devam edilmesidir.
       Bu gündemki sorunları çözecek bir Türkiye, çocuklarına güzel bir geleceğin kapılarını açacak bir Türkiye demektir. Ya da 12 Martlar'dan ders çıkarmış, olgunlaşmış bir Türkiye demektir.


Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet