Milpa
13 Mayıs 2000 Cumartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Ertelenen Kamu Zamları Ne Olacak?

Siyaset Kürsüsü

Ufuk Söylemez
DYP Milletvekili


       Son günlerde, 1999 yılında ekonomideki yüzde 6.4 rekor küçülmeden sonra, yapılan karşılaştırmalarda; ister istemez 1999 yılı temel alındığından, üretimdeki her kıpırdanma sevinç yaratıyor. Aynı biçimde enflasyondaki değişim oranları da abartılı bir çoşkuyla karşılanıyor.
       Daha önce de belirttiğim gibi, enflasyonist bekleyişlerin kırılması ve istikrar, “pembe tablolar" sunulmasıyla ilgili değildir. Ekonomideki koşulların objektif bir biçimde açık yüreklilikle anlatılması ve bunun neden - sonuç ilişkilerinin şeffaf bir anlayışla kamuoyunda tartışılması gerekir. Böyle bir yaklaşım hem siyasal demokrasi açısından hem de uygulanan programın inandırıcılığı açısından daha gerçekçi bir adım olarak değerlendirilmelidir.
       Bilindiği gibi uygulanan ekonomik istikrar programın başında 2000 yılı sonu için TEFE yüzde 20, TÜFE ise yüzde 25 olarak hedeflenmişti. Enflasyonda artık bu hedeflerin oldukça gerisinde kalındığı ortada.
       1999 yılının ilk dört ayında yüzde 16.3 olan dört aylık TEFE’nin 2000 yılında yüzde 15.4 olarak gerçekleştiği görülüyor. Toplumca katlanılan onca fedakarlık, sosyal maliyet ve külfet düşünülürse, bu sonuçların çok da iyi bir performansı temsil etmediği söylenebilir.
       Enflasyon oranlarındaki düşmenin kalıcı bir ivme kazanmaması durumunda, kur sepeti ile enflasyon arasındaki farkın giderek açılması programın geleceği ve selameti açısından dikkate alınmalıdır.
       Günümüzde değişik para birimleri arasında durağan denebilecek değişim oranlarını korumanın güçlükleri - EURO örneğinde olduğu gibi - ortadadır. Bu güçlüklere rağmen kura baskı yapan bir politika uygulanıyorsa; kamu kesimi açığını azaltacak ve kayıt dışı ekonomiyi kayda alacak ciddi önlemlerin gecikmesi, önemli riskler barındırmaktadır.
       Diğer yandan Nisan ayında, kamu kesiminde TEFE fiyatları yüzde 0.2 artarken, özel kesim fiyatlarının yüzde 2.2 arttığı görüldü. Bu durum, programın gelirler politikası ayağının hala eksik olduğu yönünde bir değerlendirme yapılmasına neden oldu.
       Ne var ki, özel kesim, tüm iyi niyetine rağmen, yaşamak için bir noktadan itibaren piyasa gereklerini yerine getirmek durumunda. Kamunun iflas edebilme kabiliyeti olmadığı için; fiyat ve hizmetlerine piyasa gereklerine rağmen zam yapmayarak, fiyat ayarlamalarını erteleyerek, enflasyonu kağıt üzerinde de olsa düşük gösterebilmektedir. Bunun doğal sonucu ise, bir çok KİT’in açığının katlanarak büyümesi ve zamların biriktirilmesidir.
       Örneğin, ayda en az yüzde 5 verimsizlik zammı yapamadığı için TEAŞ’ın 2000 yılı zararının 500 trilyon TL’ye ulaşacağı, hatta bir milyar dolara dahi varabileceği hesaplanıyor. Diğer yandan işletmeci KİT’lerin stok borçları da 1997 yılı sonunda 2.8 katrilyon TL iken, Mart 2000 sonu itibarı ile 8.6 katrilyon TL’ye yükselmiş durumda.
       TEAŞ’da ve diğer işletmeci KİT’lerde biriktirilen ve ertelenen bu zamların bedeli, gelecekte bir şekilde ödenecek de olsa, bunun maliyetinin bugünkü koşullarda oldukça ağır olacağı açıktır.
       Sonuç olarak, son yıllarda Meksika, Rusya ve Güneydoğu Asya ülkelerinde yaşadığı deneyimlerden sonra düş kırıklığı yaşayan ve bir başarı öyküsüne ihtiyacı olan IMF’in, tüm bu unsurları hesaba katmamış olacağını düşünmek bile istemiyoruz.

© 2000 Milliyet