13 Mayıs 2000 Cumartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Bugünkü Siirt...

“Aşağıdaki kimseler arasında evlenme yasaktır: Üstsoy ile altsoy arasında; kardeşler arasında, amca, dayı, hala ve teyze ile yeğenleri arasında, kayın hısımlığı meydana getirmiş olan evlilik sona ermiş olsa bile eşlerden biri ile diğerinin üst ve altsoyu arasında, evlat edinen ile evlatlığı arasında."

yas01.jpg        (Medeni Kanun Tasarısı Madde 129)

       Siirt halkı diyor ki, “Gelen siyasetçiler helikopterle dolaşacaklarına, karadan gitsinler gidecekleri yere... Görsünler... Bizim psikolojimiz bozulmuş, bilsinler... Bir açıkhava hapishanesinde gibiyiz, anlasınlar...
       Bir şehir düşünün 2000 yılında “Ben medeniyim, ben Batılıyım, beni de birliğinize alın" diye bağıran bir ülkenin güneydoğusunda...
       Öyle bir şehir ki belediye başkanları, kaymakamları hala, “Yollar asfalt olacak" diye övünüyor. Bir şehir düşünün ki, gelen konuklara ilçedeki kuaför salonu gösteriliyor en önemli şey olarak.
       Bir yüzme havuzu, bir tenis kortu.. Bir kuaför, bir kütüphane... Bir de fitness salonu açarsak, işte ilerleyen Güneydoğu... Eskiden Siirt’te, Kurtalan’da yüzme havuzunun hayalini bile kuramazdık... Bak işte seralar açılmış, taze taze hıyarlar satılıyor çarşıda... Güneydoğu değişiyor, uygarlaşıyor...
       Böyle değil işte. “Hiç yoktan iyidir" mantığını bir kenara bırakırsanız, gördüğümüz her “uygar şey" sanki bir dekor... Çünkü ne yazık ki Siirt terkedilmiş ve öyle bırakılmış gibi duran bir garip kent. Yani sadece adı kent.

Derin bir tarih

       “Havuza kadınlar geliyor mu" soruma gülünüyor. Bu havuza yalnızca erkekler gidiyor. Peki ama niçin bu gerçek olduğu gibi kabulleniliyor? Sabah erkeklerin serinlediği, akşam yine erkeklerin başında oturup, sarhoş şarkılar söylediği bir su birikintisi... Siirt’in en eski halkı İ.Ö. 3 bin yılının sonlarında bölgeye yerleşen Hurriler. İskitler’den Büyük İskender’e, Romalılar’a, Sasaniler’e varan derin bir tarihe sahip.
       Bir “şehir" düşünün ki, her yer toz içinde, en büyük caddesinde inekler geziyor, çöp tenekelerini karıştırıp, çöpleri yiyor. Şehrin çıkışındaki yeşil araziye çöpler atılmış, korkunç bir görüntü ve koku... Şehirde bir otel bile yok, Polisevi’ne yerleşiyoruz. Bir restoran bile yok, yemeklerimizi Polisevi’nde, Jandarma Komutanlığı’nda, Çimento Fabrikası’nda yiyebiliyoruz.
       Dükkanların, kahvelerin önünde büyük bir kalabalık... Tabureler üzerine tünemiş onlarca adam, ellerinde sigaraları öylece oturuyorlar. Bir işsizler ordusu... Siz Jet-Pa hakkında ne düşünürseniz düşünün... Adamlar demişler ki “Biz otomobil fabrikası kuracağız", herkes umudunu buna bağlamış... Siirt’in gelişmesi falan kimsenin umurunda değil, habire ertelenen fabrikanın adı bile bir umut... Ekmeğin, suyun umudu. Barış ekmekten önemli
       Jet-Pa Siirt’in Kayseri ile maçı var... Ticaret Odası Başkanı Güven Kuzu bile diyor ki, “Eğer takım birinci lige çıkarsa çok şey değişecek. Galatasaray’ın Fenerbahçe’nin Siirt’e geldiğini düşünün..." 25 tane otobüs kalkıyor Kayseri’ye... İşli ya da işsiz herkes kalkıp gidiyor maça. Valiyle ve HADEP’li belediye başkanı ile konuşuyoruz. Elbette Siirt için en iyisini istiyorlar. Ama valinin verdiği yemekte belediye başkanı yok, belediye başkanının kahvaltısında vali yok... Sanki ikisi aynı kentin insanları değil.
       Belediye Başkanı Selim Özalp diyor ki; “Siirt Batman’dan bile 10 yıl geride. Halkın sudan ekmekten bile daha fazla ihtiyacı iç barışın sağlanması. Devletin vatandaşa güven duyması gerekiyor. Güvenlik güçleri halkla içiçe yaşamalı. Biz İller Bankası’ndan bir yılda 900 milyar para almışız. Personel gideri ise bir trilyon 220 milyon. Devletin bizi ayrı muameleye tabi tuttuğunu sanmıyoruz ama yerel yöneticiler, bireysel olarak ayrımcılık yapabiliyor. Mesela valinin talimatına rağmen YSE’ye bir yolu açtıramadık. Bir YSE müdürü ‘Bu belediyeye çöp bile vermem’ diyor."

Kan kırmızı tarlalar

       Siirt’ten Eruh’a giden yol anlatılamayacak güzellikte. Botan Vadisi, Botan nehri ve taştan yapılmış “boşalmış evler."
       Vali Erol Arıkan; “Kente yerleşen gençler köye dönmek istemiyor. Yaşlılar istiyor. Bir kesim ise köyü yazlık olarak kullanmak istiyor. Dağdüşü diye bir köy yapıldı. Terkedilen köyleri birleştirerek yeni yerleşim bölgesi olsun istiyoruz. Siirt, sermaye ve beyin gücü açısından erozyona uğramış. Kısa vadede çözüm buranın bir üniversite şehri olmasıdır. Şimdi 1600 öğrencilik bir eğitim fakültemiz var. Bir edebiyat ve fen fakültesi kurulmasına ağırlık verdik" diyor.
       Herkes güzel şeyler söylüyor, ama gördüklerimiz... Yeni yapılmış köylerin büyük bir bölümü boş. Taşınan köylüler hayvanlarını evin içine sokuyor, bazıları banyo küvetlerini söküp, hayvanlarına yalak yapmışlar. Köylerine dönmek isteyenler çıkan izinle günübirlik köylerine gidip, hayvanlarını otlatıp, akşam şehre dönüyorlar.
       Siirt’te kalan Siirtliler gidenler için şöyle söylüyorlar; “gidip İstanbul’da yaşıyorlar, buraya bir toplu iğne bile göndermiyorlar, ama cenazeleri geliyor."

Perde Pilavı

       Et çok tüketiliyor. Siirt’de herkes sabahları Biryan, yani tandırda susuz olarak pişirilen kuyu kebabı yiyor. Benim favorilerim bamya çorbası, Pırtıke (ıspanak çorbası) ve bir de perde pilavı. Coşkun Aral söz verdi, perde pilavı pişirecek. Tencerenin içini yumurta, süt, yağ ile yoğrulmuş ve içine bademler atılmış hamurla sıvayacak, sonra daha önce kızarttığı keklik ya da tavuğun suyu ile pirinci hafif ateşte pişirecek. Tenceredeki hamurun üzerine yerleştirecek ve tencerenin ağzını da aynı hamurla kapatacak. Pişirme işlemini kömür ateşi üzerinde döndürerek yapacak. Sonra tencereyi tepsiye ters yüz edecek ve hamuru kesip pilavı ve keklik etini servis edecek...
       Gazeteci Cumhur Kılıççıoğlu’na göre bu basit bir yemek değil, yemeğin içindeki her şeyin özel bir anlamı var.
       Yufka ‘sır’ı temsil ediyor. Gelin hanıma deniyor ki; “Evin sırrını sakın dışarı taşırma." Pirinç, bereketi, badem, erkek çocuğu, keklik ise barışı ve mutluluğu simgeliyor. Keklik hilesiz avlanıyor, bu da Siirtliler’in hilesiz insanlar olduğunu vurguluyor.
       YARIN: Ekonomik Olağanüstü Hal



© 2000 Milliyet