|
|
‘Ortadirek’ misiniz, yoksa yağlı bir ‘ortasınıf’ mı? AYŞEGÜL SÖNMEZ
Sevgilisi, arkadaşıma onu öpmek için sarıldı. Arkadaşım onun kollarından bir çırpıda kurtuldu. Ve üzüntüyle şöyle dedi: “Ya biliyor musun, Bağ - Kur’a zam gelmiş...“
Ben bu laftan sonra uzaklara daldım. Çok uzaklara. Geçmişe gittim. Çünkü Bağ Kur geçmişin ta kendisiydi. Bağ - Kur hâlâ var mıydı bilmiyordum, ama arkadaşımın bu romantik sahneyi bulandırdığı cümle çok nostaljikti. Çok ortadirekti. Şimdinin tam zıttı yani...
Geçmişe gittim dedim ya... Elimde bir recorder vardı. Halamın mutfağındaydım. Halam çorba pişiriyordu. Ben de ona şöyle soruyordum “Hala siz akşam yemeğinde sadece çorba mı içeceksiniz?" Halam da “evet" diyordu. Ben de ona şöyle diyordum: “Hala o zaman siz ortadirek misiniz? Yani et alamayanlardan?" Halam da gülerek “Evet evet, tam dediğiniz gibi küçük gazeteci", onaylıyordu. Halam bu hikayeyi hâlâ anlatır. Özellikle arkadaşlarına “O zaman" der, “İlk röportajını benimle yapmıştı Ayşegül".
Peki ortadirek kime denirdi? Benim küçük gazeteci cevabıma göre işte et yiyemeyenlere denirdi. Et yerine ise bir çirkin teyze, aynı zamanlarda mercimek yemeği öğütlüyordu. Evde ne zaman mercimek pişse ben anneme, “Ortadirek mi olduk?" diyordum. Özal’ın şişko yanaklarından ve Türkiyesi’nden kavrayabildiğim tek sınıf kavramı, çünkü bu ortadirek mevzusuydu. Bu mevzuyu da Arımaya Partisi olarak gördüğüm ve annemin liberal parti diye düzelttiği bu Anavatan Partisi’nin yaşlı Atom Karınca kılıklı liderine borçluyduk. Turgut Amca ki, kendisini yakından görmüştüm; henüz iktidar değillerdi, Trabzon mitinginde, ben de oradaydım. Çünkü Ayşe’nin birtakım eski dostları birdenbire liberal olmuştu ve Ayşe’yi bu konuda - liberalleşme - konusunda iknaya çalışıyorlardı.
Turgut Amca için bence orta sınıfa henüz biraz zaman vardı. Şimdi - yani o zaman - ortadirek zamanıydı. Bakkallarda süpermarket esintileri birer birer esecek, sonra elektiriksiz köy kalmayacak ki, bankamatikler bir güzel çalışacaktı.
Önce ortadirek biraz çorba içecek, sonra ortasınıf bayrağı eline alacaktı. O zaman da Anadolu’nun online’sız bir bozkırı mevcut olmayacaktı. Bence proje böyleydi. İşte arkadaşımın sevgilisine ettiği laf da ortasınıf lafı değil, ortadirek lafıydı. Yani çok 80’lerdi. 2000’le ne alakası vardı? 2000’le alakası olsa, arkadaşımın şöyle demesi gerekirdi: “Ya biliyor musun, Amerikan Ekspres’im şu anda olamazmış, maaşım yeterli değilmiş". Başka bir arkadaşım ise gecenin bir saatinde gittiğimiz lebiderya evinde beni azarlıyordu. Çünkü parmaklarımla mayoneze saldırmış, ona mayoneze duyduğum aşkı anlatıyordum. Şöyle diyordum: “Mayoneze bayılıyorum. Mayonezsiz bir günüm geçmez, kahvaltıda, öğlen, her öğün. Hiçbir şey olmazsa sadece ekmekle. Ne kadar büyülü bir tat."
O da beni ortasınıf olmakla suçluyordu. “Yağlı bir ortasınıf". Ve şöyle diyerek ekliyordu: “Fransa’da iyi ailelerde mayonez falan olmaz dolapta. Fransızlar mayonezi aşağılar. İyi bir gourmet asla mayonez yemez, yiyenin de suratına tükürür." Ve daha bitmedi arkadaşım beni ortasınıf olmakla suçladığı gibi şunu da söylemekten alamıyordu kendini, küfür edercesine suratını buruşturarak ve kızarak şu sözcükleri çıkarıyordu dudaklarından; “Sen zaten İkinci Bahar falan da seyrediyorsun, bir kere yazında yazmıştın, evde de tavla oynanıyordun di’mi?"
Ben ortasınıfım. Bağ - Kur değil, Koç Alianz falan ödemeleriyle ilgilenirim. Advantage, Galaksi falan gibi kredilerim vardır, tüm dükkânlarında yurdumun. Tefal alırım, Tefal’le yemek yaparım. 900’lü hatla Magic Grill sipariş veririm televizyondan. Red Cyclone’la zayıflayabileceğimi tasarlarım. Casa Club’ın, Mudo Concept’in tabak çanaklarına da bayılırım. Mayonez de yerim, Paul Newman’ın salata sosunu da, pilava da ketçap katarım, makarnaya şeker, baklavaya da yoğurt. Sınıfların tükettikleriyle belirlendiği - eşitlik mücadeleleriyle değil. Türkiye’de, başka bir şansım var mıdır? Onu da tam bilemiyorum. Bu arada halam, hâlâ ortadirek, kredi kartı yok.
Onun evi o yüzden çok nostaljik. Ve akşamları onun evinde hiç meyva bitmiyor. Benim evimde meyva da olmuyor, kimi zaman ızgaralık tavuk da. Ama mutfağımın tam karşısındaki ayakkabı dolabım ağzına kadar İtalyan pabuç dolu.
Bilmem biraz karışık mı oldu?
|
|