|
|
3 Tenor
WASHİNGTON
Geçenlerde Beyaz Saray'dan dünya basınına ve televizyon ekranlarına yansıyan bir görüntü, ona rastlayan Türklerde bir gıpta uyandırmış olmalıdır.
Her halde ben o Türklerden biriyim. Belki Amerika'da, seçim havasının şu anda içinde olduğundan dolayı... görüntü üç tenoru, bir performans sırasında birlikte sergiliyordu.
"3 Tenor" denilince akla artık dünyada Domengo - Carreras - Pavarotti'den oluşan trio geliyor. Ama bunlar, onlar değildi. Aslında, bir de dördüncüleri vardı. Tenorlar, Amerika Birleşik Devletlerinin üç Başkanıydı: Clinton, Carter ve Ford. Dördüncüsü, Bush, vakti uymadığından toplantıya katılamamıştı. Fakat o da, gösterinin konusunda ötekilerle fikir birliği halindeydi: Başkan Clinton'un "Çin Politikası"nı destekliyordu.
Sadece tenorlar değil, koronun üyeleri de iki büyük partinin ileri gelen simalarıydı: Mesela iki eski Dışişleri Bakanı, Henry Kissinger ile James Baker. Yeni Başkan adaylarından Al Gore, Başkan Yardımcısı sıfatıyla oradaydı. Senatonun eski çoğunluk lideri meşhur Mike Mansfield bile 97 yaşına rağmen kalkıp gelmişti.
Biz Türklerin gıptasını çeken, tartışmalı Çin politikası, Çin'e ticari kolaylıklar tanınıp tanınmaması hususunda eş düşünenlerin parti farklarını unutup biraraya gelmelerinden ibaret değildi. Amerika, en çok sekiz senede bir Başkan değiştirdiğinden ve Başkanlarını da genellikle gençlerden seçtiği için bugün en fazla "yaşayan devlet başkanı"na sahip ülke gibi: Hasta olan Reagan da katılırsa bunların sayısı, Clinton ile birlikte 5.
Bizde de bu sayı, önümüzdeki hafta üçe çıkacak. Her halde Kenan Evren, Süleyman Demirel ve Ahmet Necdet Sezer bizim "3 tenor"larımız olabilirler.
Bunda inisyatif, şüphesiz, Çankaya'nın yeni sahibinde bulunacaktır. Ama bunun kadar vazgeçilmez bir şart ötekilerin iyi niyet göstermeleridir. Evren Paşa bunun olumlu işaretlerini zaten, kendisinden sonraki dönemde vermiştir. Bakalım Demirel aynı hizayı tutacak mı?
Keşke "Baba"nın da "eski devlet başkanı" statüsüne geçişi daha makul ve daha normal bir şekilde cereyan etmiş bulunsaydı.
Sezer'in "Çetin İmtihan"ı
İsmet İnönü'nün siyaset hayatımıza hediye ettiği anlamlı deyimlerden biri "Çetin İmtihan"dır. Bu onun 1955/60 arasındaki buhranlı günlerde Ulus gazetesine yazdığı bir makalenin başlığıdır.
Şimdi Ahmet Necdet Sezer'in başlayan "Çankaya günleri"nde onu orada çetin imtihanlar beklemektedir. Bunları iyi notlarla teker teker geçmesinin ilk yolu eksiklerini doğru kadrolaşmayla tamamlamaktır. Başta Genel Sekreterlik, eski kadrolar kendisine kolaylık sağlamak için sahipleri tarafından nazik bir tarzda boşaltılmıştır. Elbette ki bunların arasında çok değerlileri vardır ve akıllı bir yeni Başkan onlarla, kabul ederlerse, çalışmamazlık etmez. Fakat artık hukukçu bir "Patron"un yöneteceği kadronun iki temel direğinin dış politika ve ekonomi alanlarında saygı kazanmış iki şahsiyetten oluşması kimseyi şaşırtmayacaktır. Buna karşılık bonkör Demirel'in danışman odusu her halde ihtiyaçın gereklerine uydurulacaktır.
Çankaya'nın alacağı yeni görüntü Cumhurbaşkanının halk üzerindeki ilk izlenimini esaslı tarzda etkileyecektir. Bizde genellikle "inanılan adam"la çalışmak baştakilerin kolayına gelen bir usuldür. Ona "mutemet adam" denilir.
Buna karşılık gene İsmet İnönü'nün başka bir sözü vardır: "Ben herkes ile çalışırım".
Rahmetli "herkes" derken "işinin en ehli herkes" demek istiyordu.
Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr
|
|