14 Mayıs 2000 Pazar 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Osman ULAGAY Fotoğrafı: 7936 bayt
Anneliği neden kıskanıyorum?

       Bir erkek olarak en çok kıskandığım şey "annelik". Bu itirafı 2000 yılının Anneler Günü'ne kadar neden geciktirdiğimi doğrusu ben de bilmiyorum ama kendimizi keşfetmemizin de kendine göre bir süreci mi var acaba diye düşünüyorum. Günlük yaşantımızın dışına çıkıp kendimizi tanımaya o kadar az vakit ayırıyoruz ki, sonunda belki kendimize bile yabancılaşmış oluyoruz. Yıllar içinde edinilmiş alışkanlıklarla, çoğu kez düşünmeden tekrarlıyoruz belli davranışları. İçimizde kalmış özlemler, hasretler, tutkular örtülüyor, öne çıkamıyor bu süreçte.
       Anneliği kıskanmamın nedeni bir annenin evladına duyabildiği sevginin erişilmez bir doğallığı, bir başkalığı olduğunu hissetmem. Bir babanın evladına duyduğu sevgi de aslında benzer bir kategoride ama annelik sevgisi dışındaki sevgilerin hepsinde bu doğallığı, bu saflığı bozan, sonradan öğrenilmiş bir şey var gibi geliyor bana. Annelik sevgisini alan tarafta olmanın ve hissetmenin kendi başına bir ayrıcalık olduğunu bilmeme karşın veren tarafta olamamanın eksikliğini çekiyorum kendi hesabıma.
       Bunları yazarken bir kez daha özel bir örnekten yola çıkıp geçersiz bir genelleme mi yaptım acaba diye düşünmden de edemiyorum. "Annelik sevgisi" benim sandığım kadar doğal ve yaygın bir olgumu mu acaba? Annelerle evlatları arasında yaşanmış korkunç düşmanlıklar da yok mu tarihte? Kendi çevremizde bile bunun örneklerine rastlamıyor muyuz zaman zaman?
       Evet, bunlar doğru ama benim duyduğum özlemi değiştirmiyor bu doğrular. Annelik sevgisi üzerinde böylesine durmam annelik sevgisi ve evlat sevgisi dışındaki sevgileri önensemediğim anlamına gelmiyor tabii. Doğuştan veri olmayan bir sevgiyi yaratmak ve yaşatmak aslında çok daha fazla hayalgücü, çok daha fazla emek, çok daha fazla yoğunlaşma gerektiriyor. İnsanı bütün varlığıyla içine çekecek bir fırtınaya da dönüşebilir bu sevgi, bambaşka bir düzeyde, çevresindeki herkese sevgiyle yaklaşmanın getirdiği ılık bir duyguya da.
       2000 yılının Anneler Günü öncesinde, varlığıyla çocukluğumu sürdürmemi sağlayan annemi düşünürken yazarlık yaşantımın en zor yazılarından birini yazmış oldum. Dünyanın en karmaşık probleminden daha karmaşık ama en basit olgusu kadar da doğal ve basit olan şeye, sevgiye değinmek cesaretini buldum kendimde. Belki de cehaletin verdiği bir cesaretti bu. En azından annelerin beni bağışlayacağını umuyor, tüm anneleri kıskançlıkla kutluyorum.



Yazara E-Posta: oulagay@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet