17 Mayıs 2000 Çarşamba 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Sorun, mezhep farklılığı değil

Reha Çamuroğlu, Alevilik üzerine çalışan bir araştırmacı - yazar. Son olarak Om Yayınevi'nden "İsmail" adlı bir kitabı yayımlanan Çamuroğlu ile tasavvuf, Alevilik ve Türkiye Müslümanlığı üzerine konuştuk.

Naki ÖZKAN


ent1.jpg        Kavgaların nedeni inanç farklılığı değildir. Biz Türkiye'de çok fazla dinsel terimlerle düşünmeye başladık. Sonuçta, insanlar, "demokrasi olsaydı çatışmazdık" diyeceğine, "mezhep farklılığımız daha az olsaydı çatışmazdık" diye düşünmeye başladılar.

       * İslam'ın hoşgörülü bir yorumu olarak "tasavvufun yurdu Türkiye'dir" diyenler var. Siz bu görüşe katılıyor musunuz?
       Tasavvufun yaratıcıları Türklerin İslam'a katılmalarından çok önce ortaya çıktı. "Allah aşkı", "Allah sevgisi" kavramı, keza Türkler, İslam'a katılmadan bir yüzyıl önce Basralı Rabia tarafından ortaya kondu. Ömer Hayyam bir Acemdir. İslam tarihinin belirli bir kesitinde, özellikle Büyük Selçuklular'ın ve Gazneli Mahmut'un sahneye çıkışı döneminde, 10 - 12 yüzyıllarda Türkler, İslam ortodoksisinin şampiyonları, Halifenin kılıcıydılar. Heteredoks gruplara karşı çok büyük çapta tenkil hareketleri bu Türk elit muhafızlar tarafından yürütüldü.

       *"Türklerin hoşgörülü olduğu" tarihi olarak temelsizdir mi diyorsunuz?
       Evet, bugün Türk İslamı kavramına atfedilen olumlu özelliklerin aynısını Arap İranlı, Hintli ve Endülüslü İslam düşünürlerde bulmak mümkündür. Muhittin İbn - i Arabi olmasaydı, bugün Alevilik başka birşey olurdu. Ama Muhittin Arabi ne Türk'tür ne Anadoluludur, Endülüs'ten gelmiştir.

       *12. yüzyıla kadar tasavvufta Türk etkisi yoksa, bunu arama gayreti nereden kaynaklanıyor?
       Heterodoksi ile Türklük arasında değil, heterodoksi ile göçebelik arasında bir paralellik vardır ve göçebelerin sadece Türkler olmadığını hatırlamak lazım. Tarihsel olarak modern çağa ilişkin bir tartışmayı, modern çağın öncesindeki bir ümmete uygulamak mümkün değildir. Neden? Çünkü Mevlana için Şems'in milleti; 16 ve 17. yüzyıl Bektaşileri için birbirlerinin Türk mü, Arnavut mu olduğu önemli değildir. Ama, 19. yüzyılın sonunda ve 20. yüzyılın başında, Türkiye Bektaşileri, Türk milliyetçiliği yaparken ve bu doğrultuda Hacı Bektaşi Veli, Türk milliyetçiliğinin koruyucu piri olarak algılanmaya başlanırken, Arnavutluk'ta da Arnavut Bektaşileri, Arnavut milliyetçiliğinin şampiyonları oldu, ibadetin Arnavutça yapılmasının savunuculuğunu yaptılar.

       *Türkiye topraklarındaki inanışlarla, diğer ülkelerin İslam inanışları arasında bir farklılık sözkonusu. Bu farklılığı ifade etmek gerekmiyor mu?
       Türkiye'de İslam'ın varoluş biçimlerini Türklerin özgün, dahiyane İslam yorumlarına değil; Türkiye'nin özgün ekonomik, sosyal ve jeopolitik koşullarına bağlamak gerekir. Türkiye bir imparatorluğun mirasçısıdır ve bugün Türkiye nüfusunun beşte biri bu imparatorluğun başkentinde yaşamaktadır. Bu tarihsel koşulları nedeniyle çok esnek olmak zorunda olan bir imparatorluğun başkentidir. Bunun bıraktığı kültürel, entellektüel miras var. Bugün Türkiye'de varolan İslami eğilimlerin, diğerlerine göre üstünlüğü olarak kabul ettiğimiz sonuçları buna bağlı. Yoksa bugün Afganistan'da yaşayan Türkleri, Türk olmaktan ötürü, neden böyle dahiyane İslam anlayışına varamadıklarını açıklamak zorunda kalırız. Yani, ben farklılığımızın Türklükle değil, Türkiyelilikle ve Osmanlılıkla bir bağlantısı olduğunu düşünüyorum.

       *Peki, "Türk Müslümanlığı" meselesi nedir, nereden çıktı?
       Bu kavramın tohumları esas olarak 19. yy sonu 20. yy başlarında Türk milliyetçiliğinin ortaya çıkışıyla atıldı. 1. Dünya Savaşı yıllarında, özellikle Arap İsyanları ile bağlantılı olarak şekil değiştirdi ve biraz da Anti - Arap bir çizgiyle birleşti. Türk islamı olarak adlandırılan şeye yüklenen bazı özellikler Türklerle başlamadı. Türk İslamı'na atfedilen nedir? Hoşgörü, liberal tutum, katı, kuralcı olmayan bir dinsel anlayış ve tasavvuf... Tasavvuf hatalı bir şekilde bir Türk olgusuymuş gibi algılanmaya başlandı.

       *"Türk İslamı" denilerek belki de radikal İslamcıların enternasyonal bağları kesilmek isteniyor....
       İslamcı harekete asıl desteği verenlerin Müslümanlar olduğundan kuşkuluyum. İktidar oyununda, figüranların dinlerinin önemi yoktur.

       *Türk Müslümanlığının Aleviliğe çağrıştırmasını da yanlış buluyorsunuz...
       Sultan Sahak diye bir azizi vardır Kuzey Irak Alevilerinin. Hacı Bektaş'ın bin tane ortak yanı vardır Sahak ile.

       *Peki, "Alevilik İslam içinde midir, dışında mıdır?" tartışması için ne diyorsunuz?
       Ben daima Aleviliğin İslam içinde olduğunu savundum. Bunu savunurken ilahiyat açısından bir gayretim yoktu. Alevilik her zaman bir kültür iklimi olarak İslam içinde olmuştur.

       *Tartışmayı mezhep farklılıklarından çıkartıyorsunuz o halde...
       Kavgaların nedeni inanç farklılığı değildir. Biz Türkiye'de çok fazla dinsel terimlerle düşünmeye başladık. Sonuçta, insanlar, "demokrasi olsaydı çatışmazdık" diyeceğine, "mezhep farklılığımız daha az olsaydı çatışmazdık" diye düşünmeye başladılar. Mezhep farklılıkları çok daha az olan Afganistan'da birbirlerini kesiyorlar. Teolojik sorunları çözdükçe, bizim daha demokratik toplum olacağımızın garantisi yok.
       Dünyada İslam, belli bir semboller bütünü içerisinde popülerleştirilerek tüketici kitlesine bir ucube olarak sunuluyor. Walt Disney'in "Arslan Kral" filmini seyrediyorsunuz, birden bire kötü arslanın sahneye girdiği yerde gökte bir kırmızılık, ince bir hilal beliriyor. Bu semboller, İslam'a külliyen yönelik bir ideolojik, bir kültürel saldırının her yere sızdığının işaretleri...

       *"Alevilik daha iyidir" diye hiç düşünmediniz mi?
       Bir şeyin iyi olduğunu savunmak için İslam'ın kötü olduğunu savunmanız gerekmiyor. Bugün Alevilik adına ne varsa, bunlar içinde çok önemli paya sahip olan insanlardan bazılarına bugünkü anlamda Alevi diyemezsiniz.
       Alevi deyişlerinin özünde Mevlana vardır. Mesnevi ve Muhittin Arabi Alevi söylencelerinin her yerine sızmıştır. Yaratılmış bir kültürde yaşamadık biz; birlikte yaşadık, bir sürü kültürel özelliği paylaştık. Bu kültürel özellikler içiçe geçti ve bunları bugüne getirdik.

Tasavvufta milliyetçilik olmaz

       *Bektaşilik bir Türk tarikatı değil mi?
       Bu doğrultudaki politika, Türk Bektaşileri ile Arnavut Bektaşileri arasındaki ilişkileri, hassas bir kırılma noktasına getirmiştir. Arnavut Bektaşileri, Arnavutça ayin erkanlarını yürütmek isterken, bir kısım Türk Bektaşisi buna karşı çıkarak, erkanın Türkçe yürütülmesi gerektiğini, Arnavut Bektaşilerine empoze etmek istemiştir.
       Tasavvuf yoluna milliyetçi doğmalarla yaklaşmanın yaratacağı sorunları görüyoruz. Tasavvufda milliyetçilik olmaz. "Hükümdarların ayağına gitmem" diyen bir tasavvuf mürşidini, başbakanlara dilekçe sunan, cumhurbaşkanlarından ricada bulunan kişilere dönüştürürseniz, tasavvufun uzlaşmaz özelliklerini bozmuş olursunuz. Tasavvuf bir etik konumlanıştır. Bir tasavvuf ereni neden bir ulusu, diğer uluslardan daha üstün bir konuma getirmek için uğraşsın? Tasavvufun öznesi insandır. Tasavvuf, merkeze insana koyması ile tanınır, ayrılır.

       *Tasavvuf, günümüzün modern insanına hangi seçenekleri ya da bir duruşu sunmakta?
       Bence pek fazla birşey sunamıyor. Sorun da burada zaten. Ya sunacaktır ya yok olacaktır; antik bir bilgelik olarak kütüphane raflarında, zihinlerin kenarında, atasözlerin bir yerlerinde, müziğimizin bazı nağmelerinde kalacaktır. Ama eğer ölecekse müdahaleler onu diriltemez. Ölmeyecekse kendi kendini yeniden yaratır. Yani küllerinden doğan Anka kuşu, Phonix kuşu gibi. Ama devlet müdahalesi ile tasavvuf değil; ucube bir şey yaratırsınız.

© 2000 Milliyet