17 Mayıs 2000 Çarşamba 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Türkiye’de artık hiçbir şey eskisi gibi değil

Ahmet Sever


       Dünyada esen değişim rüzgarlarının önünde artık kimse duramıyor. Türkiye de kaçınılmaz olarak bu rüzgarlardan etkileniyor. "Eski"nin karşısına "yeni" çıkıyor. "Eski sayfa"lar çevriliyor, "yeni sayfa"lar açılıyor.
       Değişime en kapalı parti olarak görülen Fazilet Partisi'nde bile "gelenekçi" yapı "Yenilikçi"ler karşısında çatırdıyor. Hiç kuşkusuz Avrupa Birliği üyeliğine doğru kapalı tutulan yolun Helsinki'de açılması, Türkiye'deki değişim sürecini hızlandırdı. Cumhurbaşkanlığı seçiminden, Fazilet Partisi Kongresi'ne kadar her alanda, "Avrupa Birliği üyeliği" bir "faktör" haline geldi.
       Ahmet Necdet Sezer'in cumhurbaşkanlığına seçilmesi Batı basınında, "Türkiye'yi AB üyeliğine taşıyacak kişi" olarak yorumlandı. Fazilet Partisi'nde dahi, demokrasi ve insan hakları bağlamında Avrupa Birliği bir "referans" olarak dillere yerleşti.
       Dışişleri Bakanı İsmail Cem, geçen 9 Mayıs Avrupa Günü'nde yaptığı konuşmada, Helsinki sürecini kastederek, "Artık Türkiye'de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak" dedi. Fazilet Partisi Kongresi'nden sonra gazetecilere yansıyan başlıklar da aynıydı: "FP'de artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. "Gerçekten, Türkiye'de artık hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Görünürde, Avrupa Birliği üyeliğine hazırlık için fazla bir çaba yok. Ancak, perde arkasında ciddi bir tartışma yaşanıyor. Dışişleri, İçişleri, Adalet bakanlıklarından, Genelkurmay, Milli Güvenlik Kurulu, Devlet Planlama Teşkilatı'ndan yetkililer belirli aralıklarla toplanıyor ve Kopenhag kriterlerine uyum için atılacak adımları görüşüyor.
       Amaç, siyasi kriterlere uyum için Türkiye'nin kısa ve orta vadede yapacağı değişikliklerde öncelikleri belirlemek. Anayasa ve yasalarda gerçekleştirilecek değişiklikleri takvime bağlamak.
       Ele alınan konu başlıkları şunlar: İfade ve örgütlenme özgürlüğünün önündeki engellerin kaldırılması, İşkencenin önlenmesi, idam cezasının kaldırılması, MGK'nın niteliği, egemenlik hakkının AB üyesi ülkelerle birlikte ortak kullanımı...
       Daha yakın zamana kadar bu konuların devlet katında tartışılabileceği düşünülemezdi bile. Türkiye'de artık "ilk"ler yaşanıyor. Açılan yeni sayfalara da bu ilkler yazılıyor.

Her taşın altında Giscard

zsev1.jpg Helsinki'de, Türkiye'ye Avrupa Birliği'ne adaylık statüsü tanındı. Ancak, Avrupa'da herkesin Türkiye'ye kucak açtığı söylenemez. Şu sıralarda adeta bu çevrelerin sözcülüğünü Fransa eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing üstlenmiş durumda. Fransız sağcı politikacı, son olarak kapaktan Türkiye konusunu işleyen Geopolitique dergisiyle söyleşi yaptı ve şunları söyledi:
       "AB projesi, Avrupa ülkelerini bir araya getiren bir proje. Oysa, Türkiye, topraklarının ve nüfusunun büyük bölümü Avrupa'nın dışında olan bir ülke. Türkiye üye olursa, AB'de Almanya'dan sonra ikinci büyük ülke olacak. 10 - 15 yıl içinde nüfus artış hızıyla birinci ülke olacak. Türkiye'nin üyeliği Avrupa'da referanduma sunulmalı. Bana göre, referandumdan olumsuz sonuç çıkması olasılığı çok kuvvetli."
       Fransız politikacı, Türkiye'ye üyelik yerine "ayrıcalıklı ilişki, sıkı işbirliği" önerilmesini istiyor. Özel konuşmalarda, çoğu insanın Türkiye'nin zaten üyelik koşullarını yerine getiremeyeceğine inandığını söylüyor. Avrupa'da böyle düşünenler de var, Türkiye'nin üye olmasını isteyenler de. Burada önemli olan, birinin görüşünü tüm Avrupa'ya mal etmemek ve insan haklarından başlayarak standartları yükselterek, Türkiye'yi Avrupalı görmeyenleri kendi ülkelerinde yalnızlığa itmek.

Ankara, GS’ye baksın

zsev2.jpg Alman Federal Meclis üyesi Cem Özdemir, geçenlerde Ankara'daydı. Türkiye'nin Avrupa Birliği yolculuğunu konuşurken, "Türkiye isterse yapabilir" dedi. Bu görüşüne anlamlı bir örnekten yola çıkarak açıklık getirdi:
       "Galatasaray, Türkiye'nin istediği zaman Avrupa normlarına ayak uydurabileceğinin en güzel kanıtı. Avrupa'nın belirlediği futbol kuralları içinde, azimle çalışarak, iradesiyle UEFA Kupası'nda finale kadar yükseldi."
       Cem Özdemir, burada durdu ve ekledi: "Ancak, Galatasaray bu başarıya ulaşırken, hiçbir zaman belirlenen kuralları sorgulamadı."
       Bu eklemeyi niye yaptı? Şunun için: "Türkiye'de bazı çevrelerin, AB üyeliği için belirlenen Kopenhag kriterlerini sorgulamaya başladığını görüyorum. AB, Türkiye'nin özel koşullarını dikkate almalı' diyenler var. Bu olacak şey değildir. Alakart usulü, 'Ben şuna uyarım, buna uymam' diyemezsiniz. Kurallar bir bütündür. Ya hepsine uyarsınız, ya da AB üyeliğini unutursunuz."
       Özdemir'e göre, Galatasaray, Helsinki sürecinde, Türkiye'ye "istenirse ve çalışılırsa başarılır" mesajını açık açık verdi. Türkiye de, isterse ve çalışırsa mutlaka başarır.


© 2000 Milliyet