|
|
Giden, gelen
YIL 1961... Türk Ocakları'nın çıkardığı "Türk Yurdu" dergisinin Ocak sayısında "Süleyman Demirel" imzalı bir yazı... Başlığı "Amme Hizmeti", yani kamu hizmeti... Uzun teknik izahlardan sonra diyor ki:
"Türkiye'de kamu hizmetçisinin bunlara ilaveten bazı özellikleri de haiz olması lazımdır. Bunların başında memleket sevgisi gelir... Arif Nihat Asya'nın şu kıtası bunu ne güzel ifade eder:
'Dağları, taşları, akar sularıyla
Şu tanıdık toprakta
Bir büyük dünya parçası
Fatihini aramakta' "
Genç milliyetçi Demirel bu heyecanını hiç kaybetmedi. Menderes'ten aldığı meşaleyi yollarda, barajlarda, rafinerilerde, fabrikalarda hep taşıdı...
Cumhurbaşkanlığı'ndan ayrılırken iki cilt olarak yayınladığı "Görüntüler" kitabından anlıyoruz ki, Türkiye'nin 150 kadar büyük tesisinde Demirel'in bir biçimde imzası vardır.
* * *
YIL 1988... Mayıs'ın 16'sı.... Tercüman gazetesi adına mülakat yapıyorum. 12 Eylül yasaklarından yeni kurtulan Demirel diyor ki:
"Vatanı uçurumun kenarından kurtarmak... 'Halaskar Zabitan' bildirisinde de bu deniliyordu, Cumhuriyet devrindeki darbelerde de bu deniliyor. Ama kurtarıyorum diye yaptığınız iş, daha büyük problemler yaratıyor..."
Evet, "vatandaş" eliyle ekonomik kalkınma ve "vatandaş"ın iradesine bağlı bir siyasi demokrasi... Terakkiperver Fırka'dan DP'ye ve AP'den günümüze uzanan çizgi... Demirel bu çizginin en önemli isimlerinden biridir.
Çankaya'da "devlet"in başkanı olarak 7 yıl hizmet etti, bu hizmetinde de elbette başarılıydı...
Demirel şimdi "vatandaş" olarak aramıza geliyor... Onun için ben Sayın Demirel'e "hoş geldin" diyorum.
* * *
AHMET Necdet Sezer... Besbelli ki, gölge bir cumhurbaşkanı olmayacak; kişiliğinin gücünü ve "üslup sahibi" olduğunu daha ilk günden ortaya koydu... Limuzin'i reddetmesi, aristokratik devirlerden gelen frakı giymemesi çok anlamlı ve olumlu tavırlardır.
Köşk'te ilk talimatı şu oldu:
- 350 güvenlik görevlisi çok... Yarısını gönderin, onlara asıl Emniyet'in ihtiyacı var. Köşk giderlerinde tasarruf etmek için bir rapor hazırlayın...
Sezer, millete yaptığı bir "taahhüt"le görevine başlamaktadır; bu taahhüt Anayasa Mahkemesi'nin kuruluş yıldönümlerinde yaptığı iki konuşmadır: Çağdaş demokrasi taahhüdü, hukukun üstünlüğü taahhüdü, hür birey taahhüdü...
Bunlar çağın gereğidir ve 1982 Anayasası ile olmaz... Milli irade üzerinde bürokratik kurumların vesayeti ile olmaz, resmi ideolojinin dogmalarıyla olmaz...
Çağdaş demokrasinin standartları "Kopenhag kriterleri"dir.
İlk defa bir hukukçunun, hem de "taahhüd"ünü beyan etmiş bir hukukçunun Cumhurbaşkanı olması, demokrasi ve hukuk devleti kavramlarının çağımızdaki içeriğini Türkiye'de de gerçekleştirme umudunu güçlendirmiştir.
Bu büyük sorumluluğu üstlenen Sayın Sezer'e o yüce makama "hoş geldin" diyorum.
Yazara E-Posta: t.akyol@milliyet.com.tr
|
|