|
|
Sezer'den mesaj
Ahmet Necdet Sezer'in Cumhurbaşkanı olarak ilk konuşmasında, "Kendi içine kapalı kalması olanaksız olan ülkemizin Avrupa Birliği'nin benimsediği uygarlık değerleriyle bütünleşmesi zorunludur" demiş olması önemli bir mesaj...
Sezer'le Demirel'in misyonları üzerine...
Süleyman Demirel evine, Güniz Sokak'a döndü. Yedi yıllık başarılı bir cumhurbaşkanlığı döneminden sonra... Ben de dün bir ara eski defterleri karıştırdım. Güniz Sokak'a ilk kez ne zaman gittiğimi hatırlamak için.
20 yıl geçmiş!
Güniz Sokak'a ilk defa 1980 yılının kasım ayında gitmişim. Uğur Mumcu ve Cüneyt Arcayürek'le birlikte...
12 Eylül'ün ilk ayları.
Demirel askeri yönetimin Hamzakoy hapisliğinden yeni dönmüş... İki saatlik sohbetimizde(*) Demirel istikrardan söz etmiş, İtalya örneğini vermiş:
"İtalya'da sürekli hükümet bunalımı, siyasi istikrarsızlık vardır ama ekonomisi işlemeye devam eder. Çünkü ekonomi özel sektörün elindedir. Hükümet bunalımı da olsa çarklar işler. Bizde öyle olmuyor. Siyasi istikrarsızlık ekonomiyi bütünüyle etkisi altına alıyor. Çarklar duruyor. Çünkü ekonominin işleyişi hala devletle sıkı sıkıya bağlı..."
Ve eklemiş Demirel:
"Türkiye son 18 yılda tam 22 hükümet gördü. Böyle şey olmaz!"
Demirel 1980'de böyle yakınmış...
Bu istikrarsızlık gerçekten Türkiye'ye pahalıya mal oldu. Ama ilginçtir, Demirel'in bu şikayeti yıllar sonra kendi başına geldi.
Niye mi?
Cumhurbaşkanı olarak 7 yılda 8 hükümet onayladı da o yüzden...
Bunun adı da istikrar değildi.
Ama neyse ki son hükümet istikrarın varlığını siyaset sahnemizde hissettirmeye başladı. Kendi içinde uyumlu çalışmayı, daha önemlisi parlamento çarkını çevirmeyi başardı. Bu sayede özellikle ekonomik alanda yılan hikayesine dönmüş olan sorunlara el attı.
İstikrar sözcüğünün böylece yıllar sonra Türk siyaset sahnesine kazandırılmasında bir yanda Demirel, öbür yanda Ecevit önemli rol oynadılar.
Yoksa, bir yıl önceki 18 Nisan genel seçimlerinde sandıktan istikrar değil, yine kabus gibi bir parçalanmışlık çıkmıştı. Hatta denebilir ki, siyaset sahnesi bu yüzden bir süre şoka girmişti.
Hiç de hoş olmayan bu belirsiz fotoğrafı Demirel'le Ecevit iyi okudular. Her şeyden önce istikrarsızlığın ne olduğunu kendi siyasal deneyim ve geçmişlerinden çok iyi biliyorlardı.
Zaman uzlaşma zamanıydı.
Bahçeli ve Yılmaz'ın da olumlu katkılarıyla Türkiye yeniden istikrarı konuşmaya başladı. Ama bu konuşulan artık soyut değil somut istikrardı.
Bir başka deyişle:
Belli bir programa sahipti. Buna göre Türkiye içeride enflasyonu yenecekti. Bunun için ekonomide pazar ekonomisinin gerektirdiği yapısal değişimler gündeme getiriliyordu. Siyasal planda demokrasi ve hukuk devleti açısından Türkiye'nin eksiği gediği kapatılacaktı.
Dışarıda ise hedef geçen aralık ayında Helsinki'de çizildi ve Türkiye için adres belirlendi:
Avrupa Birliği'ne üyelik...
Böylece Türkiye bir raya oturdu. İç ve dış politika hedeflerinin birbirini tamamladıkları bir doğrultu ortaya çıktı: Türkiye enflasyonu yenerken Kopenhag kriterlerinin ekonomik kıstaslarına, demokrasi ve hukuk devleti açısından eksiklerini giderirken de Kopenhag'ın siyasi kıstaslarına uyum sağlamış olacaktı.
Bunun adı hem istikrar hem Avrupa projesi idi. Ekonomik ve siyasal istikrar yolunda alınan mesafe, Türkiye'yi kendiliğinden Avrupa'ya götürecekti.
Bugün Çankaya'dan giden Süleyman Demirel Cumhurbaşkanlığı'nda bir bakıma Avrupa projesi için çalıştı. Bugün Çankaya'ya gelen Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer de dün TBMM'de yaptığı laik demokratik Cumhuriyet'e kararlılıkla sahip çıkan güzel konuşmasında aynı mesajı verdi:
"Siyasal yaşamımızın dokusuna 'çağdaş demokrasiyi', devlet yapımızın dokusuna da 'hukuk devleti' ilkesini yerleştirmek görevimizi daha fazla geciktirmemeliyiz. (...) Kendi içine kapalı kalması olanaksız olan ülkemizin Avrupa Birliği'nin benimsediği uygarlık değerleriyle bütünleşmesi zorunludur. Hukuk devleti ve demokrasi konusundaki başarılarımız, çağdaş uluslar toplumundaki saygınlığımızı da artıracaktır."
Adres belli!
Sayın Demirel'in Güniz Sokak'ta, Sayın Sezer'in Çankaya'da bundan böyle büyük düşüneceklerine, Türkiye'nin Avrupa durağına bir an önce varması için çaba sarfedeceklerine inananıyorum.
-----------
(*)Tank Sesiyle Uyanmak, Hasan Cemal, Doğan Kitapçılık, sayfa 121 - 128
Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr
|
|