|
|
Emek Platformu'nun gündeminde nema var Atilla ÖZSEVER
Emek Platformu, bugün İstanbul'da DİSK Genel Merkezi'nde toplanıyor. Platformun dönem sözcüsü DİSK Genel Başkanı Vahdettin Karabay, toplantıda başta zorunlu tasarruf olmak üzere özelleştirme, iş güvencesi, SSK, memur ve emekli aylıkları, grev ertelmesi gibi konuların görüşüleceğini söyledi.
Türk - İş, Hak - İş, DİSK, KESK, Kamu - Sen, Memur - Sen'le birlikte 15 örgüt başkanının katılacağı toplantı hakkında bilgi veren Karabay, şunları dedi:
"İzmir, Adana, Bursa, Trabzon ve Erzurum'da bölge toplantıları yaptık. Bu ilk etap toplantısında işsizlik sigortasının haziran ayında yürürlüğe girmesiyle birlikte zorunlu tasarruf fonundaki paranın akibeti sürekli gündeme geldi. Emek Platformu olarak bu konu üzerinde kararımızı ortaya koyacağız. Toplantıdan bir eylem takviminin çıkması mümkün. Mezarda emeklilikle ilgili 24 Temmuz 1999'da Ankara Kızılay'da yapılan mitingten daha büyük bir mitingin düzenlenmesini tartışacağız."
Lastikten sonra 2. grev
Petrol - İş Sendikası, lastik işkolunundaki grevden sonra yine aynı işkolunda Adana Sasa işyerinde dün greve çıktı. DİSK'e bağlı Lastik - İş Sendikası'nın Brisa, Goodyear ve Pirelli işyerlerindeki grev, 8. gününde Bakanlar Kurulu tarafından ertelenmişti. Bu kez Türk - İş'e bağlı Petrol - İş Sendikası, Sabancı Holding'e ait suni elyaf üreten Sasa'da greve başladı.
Yaklaşık iki bin kişinin çalıştığı Sasa'daki grev ile ilgili bilgi veren Petrol - İş Genel Başkanı Mustafa Öztaşkın, şunları söyledi:
"Biz enflasyon artı refah payı istedik. Bu çerçevedeki talebimiz yıllık seyyanen 250 milyon lira oldu. İşveren ise, yüzde 60 zam öne önerdi. İşyerindeki ortalama ücret 275 milyon liradır. Greve çıktığımız diğer madde ise, 500 dolayındaki müteahhit işçisinin kadroya geçirilmesi konusudur."
Öte yandan Tek Gıda - İş Sendikası da, anlaşma sağlanmazsa Sabancı Grubu'na ait Marsa işyerinde 22 Mayıs'ta greve çıkacak. Lastik - İş Sendikası ise, grev ertelenmesine karşı Danıştay'da dava açtı.
Bir polisin mektubu
Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde çalışan ve ismi bizde saklı bir polis memurunun gönderdiği faksı özetleyerek yayınlıyorum:
"12 yıllık hizmeti olan 4 yıllık fakülte mezunu evli, dört çocuk babası, maaşından başka geliri olmayan, bugünden yarına beş parası bulunmayan, kredi kartından aylarca borçlu yaşamaya çalışan, 2/1 derecedeki bir memurum. Maaşım 270 milyon lira civarında. 125 milyon lira Ankara'da ev kirasına, 60 milyon lira kredi kartları borcunu kapatmak için para çektiğim polis sandığına, 25 milyon lira kızımın dershane taksidine, 30 - 35 milyon lira elektrik, su, telefona para verdikten sonra geriye kalan miktarla da ölmemeye çalışan bir aileyiz. İki lise öğrencisi, bir ilkokul öğrencisi ve üç aylık da bir çocuğum var. Eşim ev hanımı. İşte gelirlerim ve giderlerim. Bu arada emekli babamın bir kez 700 dolar ve bu ay da 50 milyon lira yardımı oldu.
Greve giden lastik işçisi ile ilgili haberinizi okudum. İşveren net 530 milyon, giydirilmiş 840 milyon teklif etmiş. Sendika giydirilmiş 950 milyon istiyor. En yüksek memur maaaşı da genel müdür düzeyinde 512 milyon lira.
Ben şimdi bu koşullarda nasıl geçineyim? Bir ek iş gayreti içindeyim, ama nafile. Hırsızlık mı yapalım yoksa bir takım haksız kazanç peşine çeteye mi bulaşalım ya da yağmacılara göz yumup onlarla birlikte mi olalım veya istifa edip köyümüze mi dönelim. Şaşırmış durumdayız..."
Mektuba cevabı yandaki sütünda okuyabilirsiniz...
Çalışan kesim birbirine düşmesin
Yayınladığımız polis mektubunda da görüldüğü gibi, memurlar kendilerini işçilerle kıyaslıyor: "Biz yüksek tahsilliyiz, ücretimiz kamu işçisinin, lastik işçisinin çok altında" diyorlar. Bu yönde mühendislerden, teknik elemanlardan da mektup geliyor. Peki sorunun esas kaynağı nedir?
Önce lastik işçilerinin ücretlerine değinelim. Lastik sektörü katma değeri yüksek olan bir işkolu. İşçinin yarattığı değer sonucu, işverenin bu sektördeki kar marjı yüksek. Kimse işçiye bir bağış yapmıyor. Bu işkolunda uluslararası düzeyde de yaratılan katma değer nedeniyle ücretler yüksek.
Kaldı ki Türk - İş'in araştırmasına göre ülkemizdeki yoksulluk sınırı 430 milyon lira. Yani dört kişilik bir ailenin asgari düzeyde yaşaması için gerekli miktar bu kadar. Bunun biraz üstünde, 700 - 800 milyon lira dört kişilik bir aile için insanca yaşayabilecek ücreti ancak oluşturuyor.
Belirli işkollarındaki ücretin yüksekliği, bu işkollarında sendikal mücadele yoluyla ücretlerin biraz yüksekte belirlenmesi, diğer sektörlerdeki ücretleri de yukarı çeker. Nitekim 1989 Bahar eylemleri sonucu, kamu kesiminde işçi ücretleri yükseldiği zaman bu gelişme memur maaşlarına da yansımıştı.
Ücretlerin toplu pazarlık yoluyla düşük saptanması, ucuz işgücünün yaygınlaşmasına yol açar. Bu hem işçinin hem memurun zararınadır. Esas sorun gelir dağılımındaki bozukluktur. İşgücünün milli gelir içindeki payı yüzde 25.6 iken sermeyenin payı yüzde 57.9'dur. Toplu sözleşme, sendikal mücadele ve grev, gelir dağılımındaki bozukluğu düzeltmeye yarar. İşçi - memur arasındaki kıyaslama yerine emek ve sermayenin milli gelirden aldığı paya bakılmalıdır.
|
|