Milpa
19 Mayıs 2000 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Duyarsızlıklarımız ya da umursamazlığımız

Siyaset Kürsüsü

Bülent Akarcalı
ANAP Milletvekili


       1965 yılında Brüksel Üniversitesi'ne başladığımda ilk hafta Helen Öğrenciler Derneği'nce düzenlenen Kıbrıs'ta Türk Mezalimi adlı bir fotoğraf sergisiyle, ikinci hafta ise Anadolu'da Ermeni Soykırımı konulu bir toplantıyla karşılaşmıştım. O dönemlerde Yunan - Grec kelimesi Fransızca'da kötü anlamlar da içerdiği için Kıbrıslı Rumlar ve Yunanlılar kendilerine Helen demeyi tercih ediyorlardı. Kıbrıs'ta Türkler tarafından katledilen kimse olmadığı için sergide kullandıkları vahşet fotoğrafları bize çok aşina idi, tümü aslında Rumlar tarafından katledilmiş Kıbrıslı Türklere aitti. Ölüm ırk - milliyet tanımadığı için öldürülenlerin Türk mü, Rum mu teşhisine imkan yoktu. Ayrıca Türkiye adına Helen yalanını, kandırmasını düzeltecek kimse de nasılsa ortalıkta yoktu.
       Toplantı da benzer mantıkla düzenlenmişti. Ancak seçilen hedef M. Kemal Atatürk'tü. Konuşmacılara göre sözde soykırımı planlayan ve gerçekleştirmesini sağlayan oydu. Bu yalan ama şeytanca yaklaşımın altında yatan Cumhuriyet'in dünya çapında en itibarlı insanını suçlayarak Türkiye'yi aşağılamaktı. Atatürksüz bir Türkiye'nin çağdaş dünyadan dışlanacağını onlar 35 yıl önce anlamışlardı. Kendilerine göre nasılsa bunları Türkiye adına yalanlayacak kimse yine ortalıkta olmayacaktı.
       Aslında haklıydılar, benden başka da yoktu. Oysa o sıralarda da Brüksel'de Türkiye'yi, Belçika devleti, Ortak Pazar ve NATO nezdinde temsil eden üç elçilik ve onlara bağlı müşavirlikler vardı.
       Gerek sergideki fotoğrafların gerekse toplantıdaki M. Kemal'e ait iddiaların sahtekarlığını rektörlük nezdinde ispat edince en azından üniversitede okuyup, çalıştığım yedi yıl boyunca Türkiye aleyhine benzer düzenlemelerle karşılaşmadık.
       Soykırım iddialarının 50. yılı için Brüksel'de düzenlenecek büyük bir mitingi önlemek için müracaat ettiğim büyükelçimiz, biz bu konuları muhatap almıyoruz demişti. Muhatap olmadığımız konular sonra onlarca diplomatımızın şehit edilmesine yol açtı. Sağ olsun Ortak Pazar nezdindeki Büyükelçimiz Oğuz Gökmen'in şahsi gayretleriyle mitingi önlemiş, tek gösterinin bir kilisede yapılacak ayinle kısıtlı olmasını sağlamıştık.
       Son yıllardaki gelişmeler devletimizin bu konuyu adeta kapattığını ve geçmişte benzeri görülmedik, sürekli ve kapsamlı bir çalışmayla karşı karşıya olduğumuz gerçeğini adeta umursamayışıdır. Fransız Senatosu'nda 22 Şubat Salı akşamı soykırım iddiaları hakkında ani bir oylama olacağını Ankara'da Dışişleri Bakanlığımıza duyuranın tek ben olduğumu anladığım zaman devletim adına utanç ve öfke duymuştum.
       Sevgili okuyucularım, lütfen bu konuları, bakın geçmişte ne güzel işler yaptım gibi görgüsüz bir övüncün ifadesi olarak almayın. Bitmekte olan PKK belasından sonra 2000'li yıllarda önümüze konabilecek değil, kesin konacak bir bela hakkında uyarıcı olabilmek için yaşadığım olaylardan kesitler vermek istedim.
       Uzun yıllardır Washington'da büyükelçilik (Türkiye'nin değil) yapan eski ve yakın bir dostum, üç yıl önce beni özel bir şekilde uyardı. Amerika'da Ermeni lobisinin inanılmaz bir etkinlikle okullardan başlayıp, basın ve TV'ler aracılığıyla Amerikan halkını nasıl şartlandıracak şekilde çalıştığını ve 10 yıl içinde Amerikan kamuoyunun tümüyle bu olaya destek vereceğini ve hiçbir Amerikan yönetiminin de bu baskıya karşı koyamayacağını belirtmişti. Ben de bütün bu bilgileri bir yazıya döküp ilgili olabileceğine inandığım her yere gönderdim. Nezaketen dahi cevap alamadım. Oysa hiç olmazda birinin merak ederek "kimdir yahu bu büyükelçi" diye soracağını sanmıştım.
       Hükümetlerinin bir bakanı soykırım iddialarına destek verdi diye İsrail elçiliği resepsiyonunu Başbakan'dan habersiz boykot ederek, bu konuda dış politika oluşturulamayacağının iyice bilinerek bu meselenin Bakanlar Kurulu toplantılarından birinde enine boyuna tartışılması şarttır.

© 2000 Milliyet