20 Mayıs 2000 Cumartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
   BEŞİKTAŞ
   FENERBAHÇE
   GALATASARAY
   TRABZONSPOR
   BASKETBOL
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
"Ceset torbaları ile gelin"

İngiliz holiganlar internet yoluyla kulübe tehdit mesajı yağdırdı. Kullanılan ifadeler ise son derece ürkütücüydü

KOD ADI: ZAFER / 4
Halil Özer


spo02a.jpg        Leeds ile yapılan yarı final maçında çıkan olayların yarattığı gerginlik bir ara öyle boyutlara ulaştı ki, ister istemez Galatasaray da tedirginlik duymaya başladı, holiganların ne kadar organize olduğunu ilk kez anladı. Çünkü İngiliz holiganları gönderdikleri mesajları kulübün web sayfasına değil, basın danışmanı Turgay Vardar'ın adresine gönderiyorlardı. Bu şekilde de takımı Leeds'e gelmeden önce baskı altına tutmayı, gözlerini korkutmayı istiyorlardı.
       Gelen mesajlar inanılmazdı. Çirkinlikler en üst düzeydeydi. Bu mesajların toplamı ise 70 ekrana ulaşıyordu. İşte o mesajlardan bazıları:
       "Buraya geldiğinizde geri gitmek istemeyeceksiniz. Çünkü geri dönemeyeceksiniz."
       "Bıçaklarımla sizi havaalanında bekliyorum."
       "Leeds'e, deprem için gönderdiğimiz ceset torbaları ile gelin."

Taffarel farkı

spo02a1.jpg "Kampta canın sıkılınca ne yaparsın ?" sorusunu bugün Galatasaray'da hangi futbolcuya sorarsanız sorun, "Taffarel'i yanıma çağırırım" yanıtını verecektir.
       O tam bir neşe kaynağıdır. İnanılmazdır. Hani insanları sabahları sinirli gördüğünüzde "Yine sağından kalkmış" dersiniz ya, Galatasaray'da da öyle. Futbolcular sabah kahvaltılarında yorgun ve sinirlidirler. Odaya girildiğinde kimse kahvaltıya başlamaz. Sanki yemek duasını bekler gibi davranırlar. Önce garipsersiniz. "Yesene kardeşim" dersiniz. Sonra şu yanıtı alırsınız.
       "Taffarel gelmeden olmaz".
       Sonra o odaya girer. Adam sağından mı, solundan mı kalkmış, hiç farketmez. Hep neşelidir. Savaşa gitse, savaş biter. Kahvaltı salonu pürneşe olur. Hazır cevaptır. Bazen bakışı ile yanıt verir. Türkçe'den ancak birkaç kelime bilir. Çoğu zaman toplantılarda boş boş bakar. Popescu hep yardımcı olur. En beğendiği söz "Çok güzel"dir.
       UEFA finalinden sonra gazeteciler soru yağdırdı. Taffarel düşündü, taşındı, kafasında tarttı. Gören çok önemli bir şey söyleyecek sanır. Ama yanıt yine aynıydı.
       "Çok güzel".
       Onun aile yaşantısını görünce, inanın insan komplekse giriyor. Hepimizin çocuğu var. Taffarel'in de iki tane. Onlara tapar. Onun çocuklarını nasıl yetiştirdiğini görünce, "Biz çocuk falan yetiştiremiyoruz. Kendiliğinden büyüyor" yorumunu ister istemez yaparsınız.
       Her seyahatten mutlaka iki bavulla döner. Tümü oyuncaktır. Takım içinde "Transfer parasını oyuncağa harcar" denir. Evinde tüm zamanını çocuklara harcar. Bazen kovboy olur, beline oyuncak tabanca takar. Kimi zaman kızılderili olur, başına tüy takar. İki günlük izinlerinde bile çocuklarını Paris'te Disneyland'a götürür. Çocuklarını sürekli Florya'ya antrenmanlara getirir. Kampta oğlu Dodo ile kalır. Bir anlamda Florya'ya aile kavramı da yerleşmiştir. "Bir maça nasıl hazırlanıyorlar ?" diye sorarsanız, şu yanıtı alırsınız:
       "Cümbür cemaat hazırlanırlar. Babalar sahada çalışır. Çocuklar kenarda oynar. Anneler yukarıda çay içer, pasta yer."
       Onun bir gün kızdığı görülmemiştir. En büyük tepkisi ise deprem sonrasında olmuştur. Gazetelerde hakkında çıkan "Çok korktu. Ondan oynayamıyor" yorumları Brezilyalı kaleciyi çok öfkelendirmişti. Ama fazla belli etmedi. Bir süre röportaj yapmadı. Sonra yine aramıza döndü. Eğer gazeteciyseniz ve bir röportaj istiyorsanız hemen yanına gidin. "Hayır" mı dedi. Yüzünüzü ekşitin, çok üzülmüş pozlarına bürünün. Ağlamaklı olun. Sizi öyle gördü mü kıyamaz. Hemen röportajı verir. Hem de canı gönülden.
       Chelsea maçında kırmızı kart cezalısıydı. Kaleyi Mehmet korudu beş yedi. Brezilyalı günlerce uyuyamadı. Vicdan azabı duydu. Bir süre Mehmet ile aynı odada kaldı. Onu hep teselli etti. Evinde ise hep onu düşündü. Milan'ı yenince de önce Mehmet'e koşup sarıldı. Brezilya'da yeni yetişen futbolculara söylenen bir söz vardır. "Eğer futbolcu olacaksan Taffarel gibi ol."
       Bir de Capone'ye çok kızar. Capone ilk geldiğinde Terim yalnızlık çekmesin diye onu Taffarel ile birlikte aynı odaya koydu. Ertesi günü Taffarel, Terim'in yanına geldi. "Hocam ne olur bizi ayırın. Bu böyle olmayacak. Daraldım."
       Hoca şaşkın mı şaşkın. "Allah allah, Ne oldu" diye heyecanla sordu. Yanıt kahkaha getirdi. "Hocam bu adam hep uyuyor. Yalnızlıktan sıkıldım. Bir yatıyor, kalkmıyor. Yanına Rus da gelse farketmez." Sonra gerçek anlaşıldı. Capone tam bir uykucu çıktı. Bu sempatik Brezilyalı gündüz neredeyse 12 saat uyuyor. Uygun ortam bulduğu her yerde bir köşeye çekiliyor, hemen kestiriyor. Ortam hiç farketmiyor. Otobüste, uçakta, her yerde. Boş zamanında ise futbol oynuyor. Allah'tan orada uyumuyor.
       Tabii Terim de, Taffarel'i hemen oradan ayırdı. Capone'nin yanına adam bulmak içinde neredeyse kura çekecekti.

Peki ya Hagi

       Taffarel böyle de peki Hagi nasıl birisidir ? O da çok farklı bir kişiliktir. Kalbi çok temizdir. Ama biraz lanetliği vardır. Kızdı mı hiç çekilmez. Yanına yaklaşılmaz. Gazetecilere biraz ters davranır. İyi gününde oldu mu her şeyi yapar. Bir gün, bir televizyoncu ile buluşur. Parkta bir röportaj yapacaktır. Televizyoncu oradan geçen bir çingeneyi röportaja dahil etmek ister. Birden ortalık gerginleşir. Hagi öfkeyle kalkar. "Sen Rumenlere çingene mi demek istiyorsun ?" der, röportajı terk eder.
       Ama büyük profesyoneldir Hagi. Bugün bazı gençler bile malzemesini başkalarına taşıtırken, o kendisi taşır. Buz tedavisini kendisi yapar. Kendi bandajını kendisi yapar. Son derece ciddidir. Fazla şaka yapmaz. Asla Popescu ile yatmaz. Hep Türk oyuncuları tercih eder. Herkes onu, gençlerin öğretmeni gibi görür. Ama o, asla gidip yardım etmez. Etmez ama, futbolcu isterse iş değişir. O zaman her şeyi yapar. Cep telefonunu bile ancak bu yıl kullanmaya başladı. Arabası geldiğinden beri Tempra'dır. Antrenmanlara hep bir saat önce gelir. En son çıkar. Ufak hatalara çok kızar. Kaybetmeye tahammülü yoktur. Ufak şeylerden çok mutlu olur. Yılbaşında gollerini toplayan bir video kasedi hediye edilince, sevinçten havalara uçtuğu hala söylenir. Florya'da izin günlerinde gelmeye başlayan ilk Hagi oldu. Sonra tüm futbolcular izinli gününde gelmeye başladı. Saha içinde arkadaşlarına hep bağırır. Ama hiçbir futbolcu buna tepki göstermez. Çünkü Hagi durup dururken, hiç bağırmaz.

Çıplak ayakla krampon

       Maça bileğinde bandajsız çıkmaz. Bileği son derece kıvraktır ve sakatlık yaşamamak için bandaj yapar. Çıplak ayakla krampon giydiğini herkes bilir. Ama neden giydiğini kimse bilmez. Çünkü Hagi topu hissetmek ister. Bu şekilde topa daha iyi yön vereceğini düşünür. Bu nedenle çıplak giyer. Hocaya büyük saygısı vardır. Aralarında mükemmel bir ilişki vardır. Bakışları ile anlaşırlar. Hocanın saha içindeki en büyük yardımcısıdır. Hiç kimseyi ayırmaz. Onun için herkes birdir. Müthiş hırslıdır. Antrenman maçlarında bile canını dişine takar. Kaybederse çok bozulur. Uykusu kaçar. Özel hayatı kutsaldır. Karısı ikinci eşidir. Röportaja hiç çıkmaz. Evine gazeteci sokmaz. Ayrıca da müthiş pintidir. Boş bulduğu günlerde hep Romanya'ya gider. Ama cezalı ya da sakatsa, mutlaka maça gelir. Eğer tribünde oturuyorsa fanatik bir Gealatasaraylı gibi davranır. Yerinde duramaz. Avaz avaz bağırır. Bıraksan sahaya girecektir. Bazen saçını başını yolar, bazen sevinçten herkese sarılır, kucaklaşır. Rakip takım oyuncuları ile kimi zaman sürekli tartışır, kimi zamanda sohbet eder. Samsunspor maçında sakatlıktan yeni kurtulmuştu. Kale arkasında ısınırken, kaleci Göksel'le sohbet ediyordu. "Göksel merak etme. Ben gireceğim. Gol atacağım" dedi. Göksel gülümsedi. Oyuna girdi, beş dakika sonra golünü attı. Buna Göksel bile güler.
       Bir gün Florya'da korner atıyor. Yanındaki gazeteciler. "Kolaysa gol at" der. Yanıtı "Atarım. Bekleyin" olur. Hem de kalede Taffarel vardır. Vurur, gol olur. Gazetecilere bakar, sonra gider. Gazeteciler de bakıyordur, ama şaşkın şaşkın. Bir gün yine Florya'da Taffarel ile iddiaya girer. Ortada on şut vardır. On şut atacak ve hepsini gol yapacak. Taffarel birini kurtaracağından emin. Kaybeden ailece yemeğe götürecek ve ısmarlayacak. Hagi pinti ya, işi sıkı tutar. Onda on yapar. Sonra Taffarel ailesi ve Hagi ailesi hep birlikte yemeğe gider.

© 2000 Milliyet