|
|
Okula dönüş Çorak köyün çocukları onlar. Çoğunun adı Yağmur ya da Yıldırım ve elleri pancar kesiği. Bir gün idealist bir kaymakam çıkagelir, hayatları değişir
ESRA ZEYNEP
Yoksulluk, unutulmuşluk, boyun eğiş, kader sözcüklerinin karşısına herkesin yazacak bir cümlesi vardır mutlaka. Ya da bir öyküsü. Ama bu sözcükler galiba en yoğun anlamlarına; içinden ‘Doğu’ geçen öykülerde ulaşırlar: Gerçeğin gerçek olmaktan utandığı öykülerdir çoğu: Yaşamına, bir ailenin 52 çocuğundan biri olarak başlayanların öyküsü gibi.
Çapa yerine kalem
Ama bugün farklı bir öykünün, mutluluk sarhoşluğunda kalemim. Sevinçli sözcükler dilime dolaşıyor. Çünkü; ana babasının bile adını hatırlamadığı, nüfussuz, ‘ne yaşar ne yaşamaz’ çocukların adlarını hatırlayan birileri var artık. Doğu’nun ücra köylerine, dokunuşlarıyla, mutlu öyküler taşıyan gencecik idealist kaymakamlar gibi... Bulanık Kaymakamı Şenol Esmer de onlardan biri. Tarla tarla, ev ev, dağ dağ gezerek, okul çağındaki ya da okulu terk etmiş çocukları saptayarak, dayanıyor ailelerinin kapısına. O çocukların geleceğini istemek için: “Al ayda 30 milyon lira çoban paranı, al işçi paranı ver öğrencimi!" diyerek. Ve artık, Muş’un Bulanık İlçesi’nin köylerinde hayvan güden, tırmık tutan, pancar toplayan, taş ayıklayan, kardeşini büyüten küçücük eller artık kalem tutuyor.
Çocukları derste buluyorum; Üçtepe Birleştirilmiş Sınıf İlkokulu’nun tek sınıfında, konu: Anneler Günü. Çoğu hayatında ilk kez duyuyor böyle bir günün varlığını. “Şimdi annemize bir şiir yazacağız, ve akşam ona okuyacağız; ‘Anneciğim Anneler Günün kutlu olsun diyeceğiz’" diyor öğretmenleri Meryem Soytürk. Sınıfının tekrar öğrencilerine kavuşmasından nasıl mutlu, onun da gözleri gülüyor, öğrencileri gibi.
“Özellikle ilkbaharda havaların ısınmasıyla, zaten sayılı olan öğrencilerim de birer birer yitip gittiler sınıftan. Kimi yeni doğan kardeşine bakıyor, kimi çobanlık yapıyor, kimi tarlaya pancara götürülüyor. Aileler de haklı, yoksullar. Ancak tüm nüfus çalıştığında, hayatın altından kalkabiliyorlar. Üç beş öğrenci derken, bir anda tüm sınıf bomboş kalmıştı. Bulanık Kaymakamlığı’nın uygulamasıyla, yeniden öğrencilerime kavuştum."
Sınıfın ilk sıralarında, 1. sınıf talebeleri oturuyor, sonra 2 ve 3’ler en son sıralarda da 5. sınıf öğrencileri. Bir bir tanışıyorum hepsiyle, tam yedi tane Yağmur adı sayıyorum. Erkek öğrencilerdense iki Yıldırım var. Sugül de içinden su geçen bir başka isim. “Çünkü, kuraklık!" diyor, Meryem Öğretmen, “Su en büyük özlem burada!"
“Çocuklarımın hepsinin adı çok güzel, hepsi çok zeki. Ve buradaki öğrencilerimin gözlerinde gördüğüm isteği, inanın başka hiçbir yerde görmedim. Öğrenmeye öyle açlar ki. Ama biliyorsunuz, hala okuldan sonra annelerine yardım ediyorlar, babalarına. Ders çalışmaya vakitleri kalmıyor. Bazen sınıfta uyukluyorlar. Anlıyorum ki yine hayvana, tarlaya gönderilmişler. Irgat gibi çalıştırılmışlar."
Bembeyaz defter sayfalarının üstündeki, kavruk küçük işçi ellerinden anlıyorum Meryem öğretmeni. 10 yaşındaki Mehtap Deniz’in pancar toplamaktan, parça parça olmuş elleri, güçlükle kavrıyor kalemi. Annesine bir şiir yazıyor, oysa o da bir küçük anne. Kaç çoçuk yetiştirdi kimbilir bu yaşında?
Pancarı sevmiyorum
“Amcamın tüm karılarının bebelerini ben büyüttüm. Şimdi okuldan dönünce de kardeşime bakıyorum. Tarlaya da gidiyoruz. Ben pancarı hiç sevmiyorum, ellerini çok acıtıyor insanın."
Peki tırmığa yetiyor mu gücün?
“Yetiyor, tüm gücümle çekiyorum. Ama babam daha çok koyuna gönderiyor, kardeşlerimle beni."
Okuldan çıkınca gidecek misin?
“Hee."
“Beni de götürür müsünüz, öğretir misiniz koyun gütmeyi" diyorum, Mehtap’a, şaşkın şaşkın bakıyor bana. Nasıl bilmez koca kadın koyun gütmeyi der gibi!
Mehtap 12 kardeşten biri, arkadaşı Ayşe Yılmaz’ın ise 18 kardeşi var. Yağmur ve Yıldırım’ın da dokuz kardeşi var. Yıldırım sınıfın öğretmen olmak istemeyen tek çocuğu, o doktor olmak istiyor.
“Kardeşlerim çok hastalanıyor, babam da hasta. Doktora gidemiyoruz, çok uzakta şehirde. Ama anam birkaç kere götürdü, kardeşlerimin ikisi öldü yine de. İlaç alamadık. Biri hastalanınca çok korkuyorum. Bu kış çok kar vardı, hiç şehire inemedi anamlar, kardeşim hep hastaydı. Ona bir şey olacak diye çok üzüldüm, ağladım hep. Ben doktor olmak istiyorum. Herkese bakayım."
14 yaşındaki Sugül ise iki sene önce okuldan alınmış. Dördüncü sınıftaymış ve okulun en çalışkan öğrencisiymiş. Bulanık Kaymakamı Şenol Esmer’in ailesini ikna etmesiyle, yeniden okula dönmesine inanamıyor:
“İki sene önceydi. Karlar eriyince işte, pancar ekmemiz lazım tarlaya. Babam göndermedi okula. Pancara gidiyordum, sonra da hayvanlarımıza bakıyordum.
Okulun önünden geçemiyordum vallahi, hep ağlıyordum. Artık okuyamam, bitti diyordum. Babamın, ‘okula gitmeyeceksin’ dediği gün nasıl ağladım, hep ağladım sabaha kadar. Sonra da ağlıyordum vallahi, aklıma geldikçe. Kaymakam Bey geldi, öbür büyüklerle. Babam, ‘O bıraktı artık, tamam küçükleri yollayalım’ dedi. Babama kızdı, Kaymakam Amca, ‘Olmaz onu da göndereceksin’ dedi, sonra çoban parası verdiler babama. Vallahi ablacağım sevinçten hiç uyuyamadım o gece. Gözüm değmedi birbirine, öyle geldim okuluma. Bize çanta da verdiler, içinde hep kalemler, defter, kitaplarım. Ağlıyor musun Abla?"
Koyunlar güdülecek
“Hayır, ağlamıyorum" Sugül diyorum. Ağlamıyorum, sadece onun o sıcacık öğrenme aşkıyla dolu yüreğinden yükselen seslerle gözlerim doluyor. Neyse ki zil çalıyor, apar topar çıkıyoruz, teneffüs sevinciyle değil ama, koyunları devralacağız babalarından. Ben, Mehtap, Sugül, Yağmur.
Pancar kesiği ellerini tutuyorum sımsıkı, kaleme geçmenin sevinciyle kıpır kıpır ellerini. Bir koşu yakalıyoruz koyunları, benim elime de bir değnek veriyorlar. Bir an önce, bitirelim ki işimizi, Meryem öğretmenin verdiği derslere de sıra gelsin. Anneler Günü için yazdıkları şiiri sınıfta unutuyorlar, babalarına gecikme telaşıyla. “Boşver" diyor Yıldırım, “Zaten anam bilmez Anneler Günü’nü."
12 yaşındaki Yıldırım dışında, sözleşmiş gibi hepsi öğretmen olmak isteyen Üçtepe İlkokulu’nun öğrencilerinin öyküsü bu işte. Son cümlede bir dilek tutun: Bulanık Kaymakamı Şenol Esmer’in çabalarıyla başlayan bu mutlu öykü yarım kalmasın. Hatta desteğinizle, göndereceğiniz kitaplar ve kırtasiye malzemeleriyle siz de iki satır ekleyin bu öyküye.
Çocukların kaymakamı
İki yıldır Muş, Bulanık İlçesinde görev yapan Kaymakam Şenol Esmer’i makamında, rutin işlerin başında bulmak zor. O daha çok köy yollarında halkın ve özellikle çocukların yanında. Göreve geldiği günden beri ilçede ve köylerinde eğitim seferliği başlatan Şenol, önce eğitim diyor. Arabasının bagajı mevzuat yerine; şekerlemeler, renk renk kalemler, öykü kitapları, okul çantalarıyla dolu. Çünkü o önce Çocukların Kaymakamı!
|
|