25 Mayıs 2000 Perşembe 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
   BEŞİKTAŞ
   FENERBAHÇE
   GALATASARAY
   TRABZONSPOR
   BASKETBOL
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
"G.Saray'a helal olsun, depremzede ölsün mü? "

Ters Köşe

ERCAN GÜVEN


       Bu başlık 20 Mayıs tarihli Özgür Kocaeli Gazetesi'nin manşeti.
       Hemen altında, konu açılıyor. Başbakan Bülent Ecevit'in Galatasaray'a maddi destek sağlayacağı ve dış kredi için Hazine garantisi verileceği yazılıyor ve deprem bölgesine gönderilmek üzere hazır bekleyen dış krediler için aynı garantinin çok görüldüğü hatırlatılıyor.
       "Oysa" deniyor, "Konut için verilecek Hazine garantisi kesinlikle geri dönecek, teminatı olan krediydi. Galatasaray'a verilecek olan ise büyük bir olasılıkla Devlet'in üzerine kalacak."
       "Depremzedesine ev için kefil olmayan Devlet'in, kupa kazandı diye bir futbol takımına Hazine garantisini ertesi gün ilan etmesi bölge insanının vicdanlarını yaralamıştır."
       Ve onarım kredilerini, kamulaştırma bedellerini, ev yapım yardımlarını alamayan insanlar adına Başbakan'a sitem ediliyor:
       "Her yıl bir takımımız UEFA Kupası'nı, bir takımımız da Şampiyonlar Ligi'ni kazansa bu gerçekleri silemezsiniz. Önce depremzedeye sözünüzü tutun, sonra siyaset adına ihsanda bulunun"
       Ne dersiniz, Özgür Kocaeli haklı mı?..

İkinci Cip vakası...

       Hagi dört yıl önce Galatasaray'a geldiğinde kendisine bir Mercedes tahsis edilmiş.
       Yanıt: "Hayır"...
       Şaşırmış Galatasaraylı yöneticiler ve nedenini sormuşlar.
       Hagi, hem Türkiye'nin büyük bir çoğunluğunu oluşturan dar gelirlilere, hem de takımdaki gençlere ayıp olacağını söylemiş, kullanılmış bir Tempra ile yetinmiş.
       Rumen usta, bunu asla Türk insanına yaranmak için kullanmadı. Olay ancak yurt dışındaki bir röportaj sonucunda geçtiğimiz günlerde ortaya çıktı...
       Bunu okuyunca aklıma hemen Milli Takım'ın "cip sevdası" gelmişti.
       Ve son olarak Fatih Terim'in Hakan'a söz verdiği BMW cip, iyice tuz biber ekti.
       Yahu nedir bu cip muhabbeti?..
       Birbirinize bir şeyler verecekseniz; çek verin, altın verin, bono verin, ama Tanrı aşkına artık cip sözü vermeyin.
       Sonuçta o ciplerin parası da şu pazardaki boş fileli teyze ile emekli kuyruğunda can veren amcadan çıkıyor. İşsiz ve ümitsiz gençlere ciplerinizin modelini, bedelini, son sahibini tartıştırmak sizleri büyütmüyor.
       Tamam, kazandıklarınız hakkınız... Yiyin, için, keyfine bakın...
       Ama yarı aç yarı tok insanların gözüne sokmayın.
       Adam dört yıldır yanınızda, Hagi'ye bakın...

Son maç

       Kimsenin içine sinmedi Galatasaray'ın İstanbulspor maçı...
       Kimi yakıştıramadı, kimi altında çapanoğlu aradı, kimi Sarı - Kırmızılılar'ın UEFA şampiyonluğu ile perdeyi kapatmasına bağladı...
       Herkesin günahı boynuna ama, İstanbulspor'un patronu Uzanlar'ın Cim - Bom'un forma reklamına devlet desteğinden büyük para vermesi insanlara alacakaranlıkta fikir cimnastiği yaptırıyor.
       Volümler kısıksa, bunun tek nedeni Galatasaray'ın karizması ve UEFA apoletiyle gelen dokunulmazlığı. Fakat elektronik ortam sansür tanımıyor. E - mail'ler "I Love You Virüsü"nden daha yıkıcı...
       Bu maç fazla "dostça" bulunuyor. Tabii bir de federasyonla arası açık olan Altay'ın "infaz"ından bahsediyorlar...
       Dedik ya, günahı boyunlarına, fakat dostluğun dozunu bizim foto muhabiri arkadaşlar da anlattılar.
       Zaten o sıralarda Cim - Bom'un Fatih hoca, borçlar, yenilenmesi gereken sözleşmeler, cip mip gibi çok daha önemli sorunları vardı.
       İstanbulspor maçında Sergen üzerinde eşofmanıyla kale arkasındaki foto muhabirlerinin arasına yerleşmiş. Maç boyunca sürekli İstanbulspor kalecisi Haluk'u motive etmiş ve taktik vermiş.
       Sergen bu... Tamamen kişisel bir eylem içinde de olabilir. Zaten o artık ligin Schangen vizesine sahip. Hatta, pasaportsuz dolaşıyor. Bu tamamen ayrı bir konu...

"GS modeli"

       "Galatasaray Türkiye'ye model olmalı..." dediler, ama "çalışma, disiplin, özgüven ve vizyonuyla..." diye açıkça belirtmediler...
       Bu biraz tehlikeli...
       Uyanıklar "Galatasaray modelini" işlerine geldiği gibi yorumlayabilirler:
       "Ne yap, yap başar; faturayı getir, devlet öder"

Karaciğer

       Orhan Ayhan ağabeyimizin boks sporuna hakimiyeti ve anlatımındaki yeteneği tartışma götürmez. Ama canlı yayın onca tecrübeye karşın onu da gafil avladı geçenlerde...
       Finlandiya'daki Avrupa Boks Şampiyonası finallerinde ringde Fransız ve Rus boksörler var. Rus önde ama faullü bir yumruk atıyor ve Fransız'ın testislerini nişanlıyor. Orhan Ayhan yumruk isabet eden organı beğenmemiş olmalı ki karaciğer ile değiştiriyor. Fiber koruyucusu bile parçalanan Fransız kıvrandıkça Ayhan üsteliyor:
       "Evet sayın seyirciler karaciğer yumruk aldığında işte insan bu hale gelir."
       İşin aslı sonra anlaşılıyor. Yumruk sırasında hakem Orhan Ayhan'ın görüşünü engellemiş ve yine orta hakem faulü jüriye doğru tarif etmemiş...
       Böylece "Orhan Ayhan yaşlandı, organların yerlerini bile karıştırıyor" türünden suluzırtlak espriler askıda kaldı.

Konsantrasyon!

       Elektronik posta ile yollamışlar:
       Kadınların erkekler hakkındaki gözlemlerini derleyen Rita Rudner demiş ki;
       "Erkekler kadar kendilerini ciddiye alan ve abartan başka bir yaratık yoktur. Erkek televizyonda maça konsantre olmasıyla takımına maç kazandıracağını düşünen tek canlıdır."

Cumhur Yılmaz'ın şakaları:

       "Tasarruf; geciktirilmiş harcamadır"
       "Başarısızlık belli bir birikim gerektirir"
       "Çevrecilerle randevularınına geç git. Bırak ağaç olsunlar"
       "Sporcuydu, dereceye girmek için çok çalıştı, hasta oldu. Şimdi derece ona giriyor."

Aksu ve Sazak

       Semra Aksu, ünlü bir atletti, Atletizm Federasyonu Başkanı oldu.
       Koltuğa oturunca ilk demecinde "bu sporu zenginlerden" kurtaracağım dedi.
       Buna en çok yıllarca kendisine de babalık eden Yılmaz Sazak alındı. Sağlık problemleriyle zorlu bir savaş verdiği İngiltere'den bizim aracılığımız ile Semra Aksu'ya bir mesaj yolladı:
       "Şu anda 200'e yakın atlete bakıyor, burs veriyorum. Onları seve seve Semra Aksu'nun sorumluluğuna bırakmaya hazırım."
       Üçüncü bin yıla girdik, şu "kurtarıcılar"dan kurtulamadık...


© 2000 Milliyet