|
|
Siyasi irade...
BRÜKSEL
AB Genel Sekreterliği Direktörü Büyükelçi Volkan Vural, "Gerçekçi ve iyimseriz. Çünkü hem ne yapılması gerektiğini biliyoruz, hem de kendimize güveniyoruz" diyor. Ama sade bu yetmiyor. Yapmak için siyasi irade şart!
Enflasyondan sonra AB için de siyasi irade...
Aynı soru Bülent Ecevit'e de sorulmuştu. 1997'nin kasım ayı olmalı. Ecevit o tarihte başbakan yardımcısıydı. Avrupa Birliği'nin Lüksemburg zirvesi öncesinde Türkiye'nin adaylığı için İskandinav ülkelerini turluyordu.
Stockholm'deydik.
İsveç Dış Politika Enstitüsü'nde konferansı vardı Ecevit'in. Sıra soru faslına gelince, biri kalktı şöyle dedi:
"Kürt'üm. Türkiye'den göç ettim. Stockholm'deki bir okulda Kürtçe öğretiyorum. Aynı şeyi bugün Diyarbakır'a gelsem, yapabilir miyim?"
Yapamazdı.
Tabii Ecevit öyle demedi. Soruyu ince ayrımlara özen gösteren, yani nüanse ve ucu açık olarak yanıtladı. Ama hatırlıyorum, cevap verirken bir bakıma zorlanmıştı Ecevit...
Aynı soruya dün sabah Brüksel'de Büyükelçi Volkan Vural muhatap oldu. Vural, AB Genel Sekreterliği'nin yöneticisi olarak, Avrupa Politika Merkezi isimli kuruluşun düzenlediği AB - Türkiye konulu bir toplantıda ilk defa konuşuyordu. Ecevit gibi o da cevabını bireysel demokratik haklara, üniter devlete ve resmi dil ile eğitim dilinin Türkçe olmasına dayandırdı.
Genel olarak tutarlıydı.
Ama bu yanıtta, kendisinin de bileceği gibi, eksik olan bir şey vardı. Örneğin özel kurs, dershane açıp Kürtçe öğretmek mümkün değildi Türkiye'de...
Evet, Fransa'da da devlet bizimki gibi üniter devletti. Bu ülkede azınlık hakları ya da kolektif haklar yoktu. Kökenine bakılmaksızın her Fransız vatandaşı birey olarak eşit demokratik haklara sahipti. Fransızca tek resmi dildi, resmi eğitim diliydi.
Bizde de böyle.
Ama artık Fransa'nın bizden bir farkı var: Fransızcadan başka dilleri ve ağızları da bu ülkede kursta, okulda, özel dershanede öğrenmek, öğretmek mümkün... Fransa'da bunun gibi bu dillerde radyo ve televizyon yayını da yapılabiliyor.
Bizde henüz olmayan bu.
Onun için de Avrupa platformlarında bazen açık, bazen üstü örtülü olarak Kürtçe eğitim, Kürtçe televizyon diye ifade edilen istekler, Türkiye'deki bu durumdan kaynaklanıyor.
Başka ne eksikler var?
Düşünce ve anlatım özgürlüğü...
Daha doğrusu, bu alanı kısıtlayan ve altına AB'ye aday ülke olarak imza koyduğumuz Kopenhag kriterleri gereğince değiştirilmesi şart olan yasalar...
Daha dünkü The Wall Street Journal gazetesinin birinci sayfasında Hugh Pope'un uzun bir röportajı vardı. Romanlarını Kürtçe yazan Mehmed Uzun'un yedi kitabının mahkeme kararıyla birkaç ay önce toplatılmış olmasını anlatıyordu.
Demokratikleşme...
İnsan hakları...
Evet, Türkiye'nin bu alanda atması gereken adımlar artık herkesin malumu. AB Komisyonu'nun Türkiye'yle ilgili yetkilisi Peter Tempel da dün sabah ayrıntıya girmeden bu konuya değindi.
Ve şöyle dedi:
"Türkiye'nin yeni Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in demokrasi konusundaki reformcu yaklaşımını biliyoruz ve takdir ediyoruz."
Çankaya'nın yeni sahibi Ahmet Necdet Sezer'le Galatasaray'ın Avrupa şampiyonluğu Türkiye açısından iyimserlik nedeni olarak belirtiliyor. Nitekim, Boğaziçi Üniversitesi Rektörü Prof. Üstün Ergüder de konuşmasında, Öcalan'ın yakalanmış olmasını da kattığı bu çerçevenin özgüven açısından Türkiye'ye moral kazandırdığını söyledi.
TÜSİAD Başkanı Erkut Yücaoğlu da toplantıdaki konuşmasında, Türkiye'nin uzun yıllardır ilk kez siyasi istikrara kavuşmaya başladığını, bu sayede ekonomide reform sürecinin hızlandığını, ekonomik liberalleşme gibi siyasal liberalleşmenin de mutlaka hızlandırılması gerektiğini, demokrasinin ancak bu birlikteliğin kurulmasıyla güçlenebileceğini söyledi.
Bilmekle yapmak...
Büyükelçi Volkan Vural, tarihsel bir perspektif içine oturttuğu güzel konuşmasında Türkiye'nin 2000 yılı psikolojisini şöyle özetledi:
"Gerçekçi ve iyimseriz. Gerçekçiyiz, çünkü ne yapılması gerektiğini, yani ev ödevimizi biliyoruz. İyimseriz, çünkü yapacağımıza inanıyoruz, yani kendimize güveniyoruz."
Bilmek ve yapmak...
Bazen ikisinin arasında duvar yükselebiliyor. Örneğin Türkiye yıllar yılı enflasyonla mücadele ve ekonomide yapısal değişim reçetesini adeta ezberleşmişti. Ama yapamadı onca yıl.
Çünkü siyasi irade yoktu!
Şimdi var. Enflasyonla mücadele ciddiyetle yürütülmeye başladı. Ama bugün aynı siyasi irade, Avrupa Birliği için, özellikle demokratikleşme konusunda bekleniyor. Avrupa trenini hızlandırmak başka türlü mümkün değil.
Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr
|
|