|
|
'Tampon'a veda
İSRAİL kuvvetlerinin Güney Lübnan'dan çekilmesi olayının tek sürpriz unsuru, bunun daha önce ilan edilen 7 Temmuz tarihi yerine, çok hızlı bir harekatla dün gerçekleşmiş olmasıdır.
İsrail Başbakanı Ehud Barak'ı, bu acil kararı almaya sevk eden neden ortada: Bölgede Hizbullah'ın tırmandırarak sürdürdüğü eylemlerin yanı sıra, İsrail'in hizmetindeki Lübnanlı milisler, Hizbullah'a teslim olmaya veya mevzilerini terk edip kaçmaya başlayınca, eski bir asker olan Barak, artık vakit kaybetmeden askerlerini derhal çekmek gerektiğini anladı.
Böylece, 22 yıllık işgal, belirlenen tarihten 6 hafta önce ve pratikte İsrail'in pes etmesi, Hizbullah'ın da amacına ulaşması ile son bulmuş oldu...
* * *
İSRAİL, Hizbullah'ın Lübnan'ın güneyinden sızarak sınıra yakın bölgelerde sık sık eylemlere girişmesini önlemek amacı ile, 1982 yılında bu ülkeye karşı büyük bir saldırıya geçmişti. O dönemde, İsrail stratejistleri, Hizbullah'ın (veya diğer grupların) eylemlerine engel olmak için, sınıra yakın Lübnan toprakları içinde bir "tampon bölge" kurma fikrini ortaya atmıştı. Nitekim İsrail 1985'te Güney Lübnan'da 850 kilometrelik bir şerit üzerinde uzanan bir "güvenlik bölgesi", yani bir tampon bölge kurdu. İsrail ordusu, burada konuşlandırdığı birliklerin dışında, çoğu Hıristiyan Lübnanlılardan, bir "Güney Lübnan Ordusu" (SLA) yani bir milis güç oluşturdu.
İsrail'in 1980 - 90'larda askeri doktrini, bu "tampon" ve "taşeron" güç konseptine dayanıyordu. Ne var ki, Lübnan'da giderek güçlenen, İran ve Suriye tarafından yönlendirilen ve Lübnan halkından da destek gören Hizbullah, bu kez "tampon" bölgedeki İsrail askerlerini ve onların "taşeron" milislerini hedef aldı. Ayrıca olduğu yerden, İsrail'in kuzey bölgesindeki yerleşim birimlerini de zaman zaman roket ateşi altında tuttu.
Bu durum bine yakın askerini bu "yıpratma savaşı"nda kaybeden İsraillileri bezdirdi. O kadar ki, geçen yıl İsrail'de seçim kampanyasında askerlerini Lübnan'dan çekeceğini vaat eden Barak, bir hayli destek aldı.
İsrail Başbakanı, herhalde sözünü yerine getirirken, yıllarca İsrail'in emrinde çarpışan Lübnanlı milislerin, kendisini yarı yolda terk edeceğini, hatta bir kısmının Hizbullah'ın safına geçeceğini tahmin etmemişti. Sonuçta İsrail askerlerinin Güney Lübnan'dan çekilmesi, bir "ricat"ı andırdı. Kaybeden İsrail, kazanan da Hizbullah (ve onun arkasındaki güçler) oldu.
Bu arada şu gerçek de ortaya çıktı: "Tampon bölge" - fikir olarak cazip görünse dahi - bazen bir "batak" da olabiliyor...
* * *
ŞİMDİ ne olacak?
İlk bakışta, İsrail'in Lübnan'dan çekilmesi ve "işgal"e son vermesi, Ortadoğu'da önemli anlaşmazlıklardan birinin halli gibi görünebilir. Arapların - ve Hizbullah'ın - istediği bu değil mi idi? Şimdi Lübnan'da bu "zafer" kutlanmıyor mu?
Ama mesele o kadar basit değil. Lübnan - İsrail sınırının, bundan böyle sakin ve huzurlu olacağı, hiç de garanti görünmüyor. Hizbullah eylemlerini bu kez doğrudan İsrail içindeki hedeflere yönlendirebilir; Suriye "Golan kartı"nı daha güçlü oynamak, İran da bölgede etkinliğini daha artırmak için Hizbullah'ı bu yönde destekleyebilir...
Bu arada Hizbullah'ın sadece askeri değil, siyasal bir güç olarak, Lübnan'da etkinliğinin arttığı açık. Bunun, Lübnan'daki etnik, dini ve siyasi dengeleri değiştirmesi, hatta sarsması da mümkün. (Bazı karamsar gözlemciler, Lübnan'ın gene "Lübnanlaşma" sürecine girebileceğini öne sürüyor)...
Kısacası, İsrail'in Lübnan'dan çekilmesi - hangi şartlarla olursa olsun - olumlu bir gelişme. Ama bunun en azından o bölgede barış ve istikrarı sağlayacağı kuşkulu.
Önümüzdeki günler ve haftalar oldukça kritik. Yeni çatışma tehlikesini önlemek, ilgili ülkelerin ve güçlerin liderlerine olduğu kadar, uluslararası camiaya da düşen bir görev. BM'nin bölgedeki Barış Gücü (UNİFİL), acele takviye edilerek, böyle bir misyonu üstlenmelidir.
BM bu gibi hallerde güvenliği ve barışı koruma görevini yerine getirmezse, ne işe yarar ki?..
Yazara E-Posta: skohen@milliyet.com.tr
|
|