3 Haziran 2000 Cumartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Umur TALU Fotoğrafı: 8375 bayt
Dokunulmazlar

       Bir alay "dokunulmaz"ın olduğu bir yerde "adalet"i bulursan, bana da söyle!

       . . .

       Bir yandan, "paraşüt"ü takılıp ele geçen bir "işadamı" etrafında "temiz eller" histerisine kapılıyoruz...
       Bir yandan da, bir "dokunulmaz"a dokunulması bir yana, değilmesi dahi "siyasi kriz" dumanları çıkartıyor.
       Tabii ki Mesut Yılmaz dokunulacak tek kişi değil.
       Ama kişisel durumundan öte, bu "dokunulmazlar düzeni"nin temsilcilerinden biri. Buna herhalde en çok Çiller hak verir!
       "Adalet" o Yılmaz'a dokunulabilecek olması da değil; "adaletsizlik", eğer o da yapılabilirse, sadece ona ve sadece o mevzu yüzünden dokunulabilecek olması.

       . . .

       "Dokunulmazlar" tabii ki sadece Meclis çatısı altında resmen bu zırha sahip olan bazılarından oluşmuyor.
       "Dokunulmazlar"; o siyasilerin, o siyasi yapıların ve kararların, kaynak aktararak, avantaj ve avanta sağlayarak, kurtararak, kayırarak Türkiye'nin sosyal ve ekonomik hiyerarşisinin tepelerine paraşütle indirdikleri ya da düşerken sırtlarına "paraşüt" takıp popolarına yumuşacık minderler iliştirdikleridir.
       65 milyonluk bir ülke, hep "daha istikrarlı bir ortak gelecek" adına seferberlik bilincine davet edilirken, "yetersiz" bir devletin kimilerinin her deliğini kapatmaya koşturuşuna öfkeyi de ruhunda biriktirip durdu.
       Enflasyonu filan milimine ölçüp duranların, bu birikmiş öfkeyi, bu aldatılmışlık, aptal yerine konulmuşluk duygusunu kaale bile almadıklarını diken diken hissetmediniz mi hiç?

       . . .

       Ecevit dahi, kendi kişisel ahlakını, bu "ahlaksız adaletsizlik"in paravanı haline getirmiş olmuyor mu?
       "İstikrar adına", ne ortaklarını, ne muhalefeti, ne banka kurtarmalarını, ne ihaleleri, ne köşk ailelerini didikleyebiliyor.
       Zamanında ağırlık koyup müdahale ettiği bir "Türkbank" olayının dahi perde arkasına bakabiliyor mu?

       . . .

       "Hepimiz aynı uçaktayız" edebiyatının gırla gittiği bir ülkede, uçak arıza yaptıkça, sadece birtakım "dokunulmazlar"a paraşüt dağıtılıp durdu.
       Ve adeta ipnotize edercesine, milyonlarca insandan da o "kemerlerinizi bağlayınız" uyarısına boyun eğip kaderine razı olması istendi hep.
       Ne yolculuk ama!
       Tasada ve kıvançta ne göz yaşartıcı bir birlik!

© 2000 Milliyet