6 Haziran 2000 Salı 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Şahin ALPAY Fotoğrafı: 5214 bayt
İki İran

       Başkanlığını Doç. Dr. Ümit Özdağ'ın üstlendiği Avrasya Stratejik Araştırmalar Merkezi (ASAM), Avrasya - Bir Vakfı'nın kurduğu, uluslararası ilişkiler alanında uzmanlaşan bir Türk "think tank"i. 1994 yılından beri yayımlanan "Avrasya Dosyası" adlı üç aylık ve ilk sayısı geçen ay çıkan "Stratejik Analiz" adlı aylık dergileriyle ve yayımladığı kitaplarla tanınan merkezin çalışmalarını ileride daha sık duyacağımız muhakkak. (ASAM'ın internet adresi: www.avrasyavakfi.org.tr)
       Geçen hafta ASAM'ın Ankara - Yıldız Mahallesi'ndeki binasını ziyaret ettim; çeşitli yabancı dilleri kullanabilen, genç ve değerli araştırmacılar ekibinin bazı üyeleriyle tanışma fırsatı buldum. Bu arada, İran - Türkiye ilişkileri üzerine sadece davetlilerin katıldığı bir paneli izledim.
       Panelde konuşan uzmanların altını çizdikleri hususlardan bazıları şunlardı: Türkiye - İran ilişkilerini son 150 - 200 yıldır etkileyen bazı "değişmezler" var. Her iki ülkede de nüfusun önemli bir bölümü Kürt kökenlilerden; İran nüfusunun büyük bölümü ise Türkçe konuşan Azerilerden oluşuyor. Tarihte Türk muhalifler için Paris (Batı) ne anlama gelmiş ise, İranlı muhalifler için de İstanbul (Türkiye) o anlamı taşıdı.
       İran, Türkiye'nin televizyon yayınlarıyla da artan kültürel etkisi altında. İki ülkenin ticari bakımdan birbirlerine gereksinimleri büyük. İran enerji kaynakları, Türkiye gelişkin sanayisi ile birbirlerini tamamlar nitelikte ekonomilere sahip. Yukarıda sayılan ve başka etkenler, iki ülke arasındaki ilişkilerin daima bir yanda "çekişme" ile öte yanda "işbirliği" arasında kalmasının nedenleri.
       Öte yandan İran değişiyor. 1979'dan bu yana üç aşamadan geçildi: 1988'e kadar süren katı "İslam devrimciliği" dönemi / 1988 - 97 arasında pragmatizmin egemen olmaya, muhalif aydınların ortaya çıkmaya başladığı dönem / Mayıs 1997'de Hatemi'nin Cumhurbaşkanı seçilmesiyle açılan sivil toplumun giderek güçlenmesi dönemi. İran'daki iktidar mücadelesini (büyük bir kriz yaşanmadığı takdirde) Hatemi ve yandaşlarının, yani özgürlük, çoğulculuk, hukukun üstünlüğü ideallerinin kazanması kaçınılmaz görünmekte.
       ASAM'ın panelinde dinlediklerim de Türkiye - İran ilişkileri üzerine düşüncelerimin pekişmesine katkıda bulundu. İran'ın bazı devlet kurumlarının ülke dışındaki ve içindeki bazı terör örgütlerine ve eylemlerine destek verdiğine ilişkin kuşkuların ciddiyeti konusunda bir tereddüt bulunmuyor. Bu kurumların Türkiye'yi karıştırmaya yönelik terör eylemlerinde de rolü olduğuna dair iddiaların kanıtlanması halinde, Türkiye'nin alacağı tedbirler mutlaka olmalı.
       Öte yandan Türkiye'nin, İran'daki iktidar mücadelesinden reformcu kanadın galip çıktığını görmekte gerek siyasi gerekse ekonomik bakımdan belki bütün diğer ülkelerden daha büyük bir çıkarı olduğu da çok açık. AB üyeliği yolundaki Türkiye ile sivil toplumu yerleştirme mücadelesindeki İran, birbirleriyle her alanda (bu arada karanlık cinayetlerin aydınlatılmasında dahi) işbirliği yapabilir.
       Yalnızca bir değil iki İran'la karşı karşıyayız. İran'a sadece dünün değil, yarının İran'ı olarak da bakabilmeliyiz.


Yazara E-Posta: salpay@superonline.com

© 2000 Milliyet