Milpa
10 Haziran 2000 Cumartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 KENT HABERLERİ
 SAĞLIK
 ÇEVRE
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Enflasyon hedefleri de sanal mı?

Siyaset Kürsüsü

Ufuk Söylemez
DYP Milletvekili


       ENFLASYONU düşürmeyi doğrudan hedefleyen programın ilk yılının 5. ayını geride bıraktık.
       5 aylık TEFE 1999 yılında % 21 iken bu yıl % 18.2 olarak gerçekleşirken, TÜFE ise, geçen yılın ilk 5 ayında % 21.5 iken bu yıl % 17.1 olarak gerçekleşmiştir.
       İddialı hedeflerle ortaya konulan bu programda şu aşamada gelinen nokta pek de iç açıcı görünmüyor. Yıl sonu enflasyon hedefinin henüz ilk 5 ayın sonunda dahi önemli ölçüde aşılacağı anlaşılmıştır. Hedeflerden birkaç puanlık bir sapma, belki anlayış ve tahammülle karşılanabilir.
       Ne var ki hedeflerin asgari % 50 yanılmayla aşılacağının hesaplandığı bir ortamın bile, "başarı olarak lanse edilmesi" yadırganılmayacak gibi değildir.
       Enflasyonla mücadeleye odaklanmış bu sürecin, sancılı bir süreç olduğunu göz önünde tutarsak, toplum olarak her kesimin bu mücadelede ama işsiz kalarak, ama fakirleşerek veya karlılığından vazgeçerek bir şekilde özveride bulunmak zorunda bırakıldığı günler yaşıyoruz. Bu koşullar altında enflasyonda hedeflenen oranların önemli ölçüde aşıldığı bir ortamda, katlanılan onca fedakarlıktan sonra geniş kitlelerin büyük bir haksızlığa uğrayacağını söyleyebiliriz.
       Geçen yıla göre, iç borç stokundaki artış oranının Nisan 2000 itibarı ile % 25, dış ticaret açığının da Mart 2000 itibarı ile % 200 artması "çok iyi olarak lanse edilen" ekonomik koşulların, diğer yüzünü yeterince net olarak ortaya koymaktadır. KİT'lerin zorunlu fiyat ayarlamalarının daha ne kadar ertelenebileceği ayrı bir sorun kaynağı olarak büyümektedir.
       Kayıt dışı ekonominin kayda alınması doğrultusunda hala herhangi bir girişimde bulunulmaması, kamu harcama reformunun hayata geçirilmemesi kapsamlı, kalıcı ve sürdürülebilir bir tarım reformunun gündeme getirilmemesi gibi yapısal çözümler yerine, ekonomik göstergelerin baskı altına alınarak, kura, kiraya, KİT ürünleri fiyatlarına baskı yapılarak uygulanan politikalar, barındırdığı risk unsurları bir yana, gerçekçi de değildir. Bu nedenle ücret ve fiyat kontrolleriyle, yasaklama ve narhlara ağırlık verilerek sürdürülen politikalar, "karanlıkta ıslık çalmaya" benzemektedir.
       Diğer yandan daraltıcı anti enflasyonist politikaları uygularken, tekstil, inşaat ve yan sanayi kollarındaki sektörlerin büyük bir kısmının içinde bulunduğu zor durumun göz ardı edilmemesi, ekonomideki gerilemenin iyi teşhis edilmesi ve referans olarak da herhalde 1999 senesinin alınmaması gerekir. Aksi halde ekonominin büyük bir kısmını kapsayan durgunluk ortamından, ekonomide bir toparlanma sürecine geçiş, beklenenden çok daha uzun bir zaman alabilir.
       Unutulmamalıdır ki, birçok yönleriyle Türkiye ile karşılaştırma yapılması mümkün olmasa da, Mozambik, Bangladeş, Angola gibi azgelişmiş bazı Afrika ve Asya ülkelerinde son 10 yıllık enflasyon oranları % 15 dolaylarında yani Türkiye ortalaması olan % 60'ların oldukça altında seyretmektedir. Ama bu ülkelerde yoksulluk ve sıkıntı diz boyu, büyüme sıfır, üretim de yok denilecek kadar azdır.
       Sonuç olarak; alım gücünün, talebin, üretimin ve ihracatın azaldığı koşullarda istikrar politikalarının fayda ve maliyet muhasebesinin bilinçli bir şekilde ele alınması gerektiğini, sorunları görmezden gelerek, erteleyerek fazla bir yol alınamayacağını söylüyoruz.

© 2000 Milliyet