|
|
CHP yurttaşa güvenmeli
Naki Özkan
TÜSES, Türkiye Sosyal Ekonomik Siyasal Araştırmalar Vakfı Başkanlığına seçilen İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi Maliye Bölümü Öğretim Görevlisi Prof. Dr. Burhan Şenatalar ile Türkiye ve dünyadaki sosyal demokrasi üzerine konuştuk. 1989'da kurulan TÜSES'in kurucuları ve üyeleri sosyal demokrat dünya görüşüne sahip. Vakfın esas işlevi sosyal demokrasi üzerine araştırmalar yapmak ve bilim ile politika arasında bir köprü oluşturmak. Bir düşünce üretim merkezi gibi çalışan ve 100 kadar üyesi bulunan vakıf, 70'in üzerinde araştırma raporu ve 30'un üzerinde kitap yayınladı.
*Batı ülkelerindeki sosyal demokrasinin durumu nedir?
Sosyal demokrasi günümüzde piyasa mekanizmasını ve üretim araçları üzerindeki özel mülkiyeti kaldırmayı hedeflemeyen bir harekettir. Ancak, bu piyasa ekonomisine teslim olduğu anlamına da gelmiyor. Aksine piyasa mekanizmasını yönlendirmeyi, düzenlemeyi hedefliyor.
İngiliz İşçi Partisi'nin eski başkanlarından John Smit, "İnsanlar piyasalar için değil, piyasalar insanlar içindir"; Fransız Sosyalist Partisi Başkanı Lionel Jospin de, "Piyasa mekanizmasına evet, piyasa toplumuna hayır" demiştir. Piyasa ve özel mülkiyet eşitsizlik ürettiği için, sosyal demokratlar sosyal devleti savunuyor.
*Türkiye sosyal demokrasisinin gündemi nedir?
Aslında her sosyal demokrat parti kendi "üçüncü yol"unu deniyor. Türkiye'de sosyal demokrasinin Batı'da olmayan, demokratikleşme, laiklik, bölgesel ve sosyal eşitsizlik, ekonomik büyümenin istikrarlı olması, Kürt sorun gibi gündemi var. O evrensel olduğu kadar yerel de olmalı. Taklitçi değil, bir sentez yakalamalı.
*CHP'yi sosyal demokrasi açısından nereye oturtuyorsunuz?
Türkiye'de siyaset yapma tarzı çok kısır. Particilik ile politika yapmak birbirine karıştırılıyor. Çok particilik, az politika yapılıyor. Türkiye'de yapılan politika proje, program temelinde değil.
CHP'nin işleyişi de bu açıdan tam olarak sosyal demokrat değil. Üyelik anlayışı, parti organlarına seçilme, eğitim ve araştırma, programın tartışılması, benimsenmesi ve savunulması açısından CHP'nin daha çok yol alması lazım. Ancak, CHP, uluslararası sosyal demokrasinin ilkelerine yakın duruyor. Kürt sorununa yaklaşımı daha esnek, demokratikleşmede daha hassas, esas olarak lider odaklı bir parti değil. Zaman zaman lider odaklı oldu ama DSP ile çok büyük farkı var. CHP'nin potansiyeli DSP'ye göre çok daha fazla.
*DSP sosyal demokrat bir parti mi?
DSP tabanında ve milletvekilleri arasında sosyal demokrat insanlar şüphesiz var. Örneğin, İsmail Cem'in tartışmasız bir şekilde sosyal demokrat olduğu ortada ama partinin işleyişi sosyal demokrat değil. DSP, parti içi demokrasi ve demokratikleşmeye tavrı açısından CHP'ye göre daha merkezde.
İsveç Sosyal Demokrat Partisi bundan birkaç sene evvel program tartışmaları yaparken yerel örgütlerine fikir sordu. Sonuçta 3 bin rapor geldi. 8.5 milyonluk bir ülkede sadece bir partinin 3 bin rapor ürettiğini düşünün ve bizimkilerle kıyaslayın! Bizim partilerimizde böyle bir tartışma olmadı. Hele DSP de hiç olmadı. "DSP son yıllarda ne tartıştı" diye bir araştırın, hiçbir şey bulamazsınız.
*CHP ne yapmalı?
Partilerin kendilerini kabul ettirmeleri için istikrarlı söylemleri olmalı. SHP döneminde Kürt sorunu ile ilgili bir politika benimsendi, sonra bazı terslikler olunca bu politika terk edildi. Halbuki bu tavrı sürdürseydi bugün daha iyi bir noktada olurdu. Özeleştirmeyle ilgili tavrını uzun süre netleştiremedi. Partililer arasında kavram kargaşası doğdu.
CHP'de de politika yapmak, particilik yapmanın yerini almalı. Program ve partinin politikaları bütün örgüt tarafından tartışılmalı. Bu aynı zamanda bir eğitim olacaktır. Ancak o zaman parti içi saflaşmalar, mezhepler, bölgeler değil fikirler temelinde olacaktır.
Parti kendi dışındaki sivil toplum kuruluşlarıyla, sempatizanları ve politik müttefikleriyle daha canlı bir ilişki içine girmeli. Tabii burada sadece partiyi eleştirmek, Türkiye'nin sosyal ve ekonomik şartlarını, mezhep, bölge ilişkilerini göz ardı etmek haksızlık olur. Toplumda sağlıksız saflaşma eğilimleri var ama CHP bunu aşmak zorunda.
*CHP laiklik ilkesini nasıl ele almalı?
Refahyol ile birlikte, "Eyvah, nereye gidiyoruz" paniği, insanların kafalarındaki öncelikleri değiştirdi. Bazı insanlarda, "Laiklik korunsun da ne olursa olsun" düşüncesi hakim oldu. CHP de bu konjonktürden etkilendi. Kısa vadeli rüzgarlara göre pozisyon aldı. Laiklik uğruna diğer hedeflerin bu ölçüde arka plana atılması yanlıştı. Artık, üç sene önceki paniğe gerek yok. Laikliği din ve vicdan özgürlüğü ile birlikte, İran ya da Cezayir benzeri bir tehlike olmadığının bilinci içinde savunmalı.
Özellikle AB'ye adaylık ve Kopenhag kriterleriyle Türkiye'nin referans çerçevesi çok netleşti. CHP'nin Türkiye'nin nereye gideceği sorusuyla değil, nasıl gideceği sorusuyla uğraşması lazım.
*CHP toparlanabilir mi?
CHP, güven verirse oylarını çok rahatlıkla yüzde 15'lere çıkarabilir. Ancak, CHP çok net bir şekilde, "Evet, AB'ye girmek istiyoruz, bunun gereklerinin başında Kopenhag kriterleri gelir. Bunun için Kürt sorununu böyle çözeceğiz, din ve vicdan özgürlüğünü böyle sağlayacağız" demeli ve bunun icaplarını yerine getirmeli. Bunlar CHP tarafından yapılmazsa, bunu sahiplenecek alternatif bir siyasi hareket görmüyorum.
*Yeni bir sosyal demokrat parti kurulması daha iyi olmaz mı?
Yeni bir parti kurulmasını gerçekçi bulmuyorum. CHP kendisini yenilemeli.
*Devlet - yurttaş ilişkilerinde sosyal demokrasinin tavrı ne olmalıdır?
Bu ilişkide devlet çok güçlü ve baskıcı. Bu, bazen karakolda, bazen hastahanede ve vergi dairesinde karşımıza çıkıyor. Türkiye'deki yurttaş tek kelimeyle insan yerine konmak, ciddiye alınmak, dinlenmek istiyor. CHP, sokaktaki yurttaşı birinci dereceden temsil edecek bir parti olarak bu talebe sahip çıkmalı.
*CHP'nin devletçi bir yönü de yok mu?
CHP'nin bir açmazı var: Bir yandan, "devlet kurmuş bir partiyiz" diyor, kalbi devletçilikte, yurttaşa tam güvenmiyor. Diğer yandan, "ben demokratım" diyor, bunu için de yurttaşa güvenmesi lazım. CHP bu konuda ikircikli olmaktan kurtulmalı. Yurttaşa güvenecek mi, güvenmeyecek mi?
Yurttaşımıza güvenmek zorundayız. Şeriatçı ve ırkçı örgütlenmeler dünyanın her yerinde var. Fransa'da ve Avusturya'da da aynı sorunlar çıktı. Ama Fransız solu, "yurttaşıma güvenebilir miyim" diye bir çelişki yaşamadı. Yurttaş hata yapabilir ama oyunun kuralı yurttaşa güven üzerinedir. Yurttaşın önünü açmalıyız. Yurttaş da özgüvene sahip olarak, devletten hesap sorabilmeli ve saydamlık isteyebilmeli.
*ÖDP sosyal demokrat bir hareket olabilir mi?
ÖDP programını tutarlı bir şekilde netleştirmiş değil, somut politikalar oluşturamıyor. İçinde ortodoks solu savunan, kolektif mülkiyeti amaçlayan insanlar var. Ama iki parti arasında tartışma olmalıdır.
Sloganlar çok az şey söyler
*Sosyal demokrasi ile Kemalizm ilişkisi nedir? Bu iişki bir türlü yerine oturtulamıyor...
Bundan sonra da kolay oturtamayacağız. Kavramlar herkes tarafından aynı anlamda kullanılmıyor. Bana Kemalizmle ilgili bir soru gelince, "Kemalizmden siz ne anlıyorsunuz" diye soruyorum. Kemalizm sözcüğünü kimi Atatürkçülük, kimisi Cumhuriyet devrimi, kimi ordunun siyasete daha aktif müdahale etmesi ve partiler arası politikanın kötü bir şey olduğu anlamında kullanıyor.
1930 - 40'lı yıllardan bugüne çizgiler çekmek bana ikna edici gelmiyor. Biz bugünü tasarlamak istiyorsak, sorunları önümüze koyup tartışmalıyız: Demokrasiyi, MGK'nın rolünü ve Askeri Şura kararlarının yargıya açılmasını, "Kemalist misin, değil misin" şeklinde tartışmaya gerek yok. Günümüzde hukukun üstünlüğü ilkesi ne anlama geliyor, bunu tartışalım. MGK, Batı'da nasıldır, 2000'li yıllarda ne anlama gelir, bunu tartışalım.
Diyanet İşleri Başkanlığı'nda Aleviler ile ilgili nasıl bir değişiklik olabilir? Uzun vadede laik bir toplumda böyle bir kurum olur mu? Kalkması gerekiyorsa, evrimci bir yaklaşımla kaldırmadan önce ne gibi reformlar yapabiliriz? Bunları düşünelim. Konuları grup isimlerimiz ve tarihsel referanslarımızla tartışmayalım. Etiketlerle konuşmak kestirme mesajlar verdiriyor.
Tartışmalar temalar üzerinde yapılmalı. Semboller ve sloganlar çok şey söylüyor gibi ama çok az şey söylüyor. Siyasette sloganlar gerekli ama sınırlı tutulmalı. Farklılıklarımızdan korkmamamız lazım. Ama politikanın dinsel ve etnik etkiler altında kalmasına da karşı çıkmalıyız.
|
|