23 Haziran 2000 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Taha AKYOL Fotoğrafı: 14404 bayt
Sistem ve istikrar

       DEMİREL'İN dün TÜSİAD'da işadamlarına seslenirken "başkanlık sistemini" vurgulaması, unuttuğumuz bir konuyu yeniden gündeme getirdi: Sistem sorunu...
       Demirel, İsrail'de başbakanı doğrudan halkın seçmesini de, İngiliz krallığındaki iki kanatlı parlamenter sistemi de "istikrar" örnekleri olarak verdi. Gerçekten "başkanlık sistemi" şart değil... Önemli olan, seçim sandığından ülkeyi yönetecek güce ve zamana sahip bir iktidar çıkarabilecek bir 'sistem'in gerçekleştirilmesidir.
       Aksi halde, Demirel'in dediği gibi:
       - Bölünmüş parlamento ile, bölünmüş siyasetle, parçalı hükümetlerle ülkeyi yönetmek zordur!
       Türkiye 1960'taki 27 Mayıs darbesinden beri bu "etkinsiz yönetim" sorununu yaşıyor. İki istisnası var: Biri Demirel'in 1965 - 71 arasındaki, diğeri Özal'ın 1983 - 89 arasındaki tek partili iktidar dönemleri... Bu iki dönem Türkiye'nin büyük atılımlar yapabildiği dönemlerdir zaten...
       * * *
       BUGÜNKÜ koalisyon göstermiştir ki, parçalanmışlığın yarattığı yapısal istikrarsızlık sürerken üç liderin iyi niyetine dayalı bir 'istikrar'a güvenilemez. Koalisyonda balayının sona erdiğini Başbakan Ecevit'in "eskisi gibi olması zor" demesinden de anlıyoruz.
       Elbette bu hükümet devam etmeli ve hiç olmazsa önümüzdeki üç yılı doldurarak ekonomik programı tamamlamalıdır.
       Fakat parçalı yapı sürdükçe, sadece liderlerin 'beşeri' duyguları değil, temsil ettikleri parçalı tabanların çelişen duyarlıkları da koalisyonları her zaman iç çatışmaya sürükleyebilir.
       Parçalı sistemler krize yatkındır!
       Mesela Almanya'da 1946'da kurulmuş iki partiden sağcısı gidiyor, solcusu geliyor, kriz yok, istikrarsızlık yok...
       1925'ten, 1930'dan vazgeçtik, bizim 1946'daki partilerimiz nerede?! Üç yıl sonra yapılacak bir seçimde kimin gidip kimin geleceği, gelecek olanın ne kadar kalacağı belli mi? İşte yapısal istikrarsızlık budur!
       * * *
       BÜYÜK kitle partilerinin hem istikrarı sağlayacağı, hem de bölge, mezhep, etnisite gibi duyguların üstünde birleştirici siyasi kimlikler yaratarak milli bütünlüğü güçlendireceği gerçeği son derece önemlidir.
       Özellikle LaPalombara, Anthony Birch, Giovanni Sartori gibi siyaset bilimciler bu konularda ciltler dolusu kitap yazmışlardır.
       Bizde ise, 1960'tan beri, siyasetin pratiğinden de teorisinden de habersiz kadroların yaptığı darbeler, partileri kapatmıştır. Bu yüzden Demokrat Parti ve CHP kimlikleri tahrip edilmiş, din, mezhep, etnisite duyguları politize olmuştur işte! Askeri müdahaleler ülkeyi yönetilemez hale getirdiği gibi, milli bütünlüğümüzün sosyo politik süreçlerini de ufalamıştır.
       Bugünkü hükümet inşallah devam eder. Ama Türkiye'nin önünde çok güçlü hükümetler gerektiren zor ve uzun bir takvim vardır: AB süreci!
       Bu başkanlık sistemi olur, yarı başkanlık olur, başbakanı halkın seçmesi olur, Sartori'nin önerdiği "alternatifli sistem" olur ama Türkiye mutlaka sandıktan "yönetebilir iktidar" çıkarmayı başaracak bir sistem reformuna mecburdur.
       Dokuzuncu Cumhurbaşkanı Demirel'in bu hayati konuya yeniden dikkat çekmesi son derece isabetli olmuştur.


Yazara E-Posta: t.akyol@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet