23 Haziran 2000 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Sami KOHEN Fotoğrafı: 8234 bayt
AB ile bir başka anlaşmazlık...

       Türkiye ile AB arasındaki siyasal uyuşmazlıklara şimdi bir de güvenlik ve savunma konuları üzerinde ciddi bir anlaşmazlık eklenmiş bulunuyor.
       Portekiz'in Santa Maria de Feira kentinde yapılan AB zirvesinde alınan kararlar, bunu gösteriyor.
       Sonuç bildirgesinin "genişleme" bölümünde Türkiye'nin adaylığına ilişkin ifadeler, genel havası ile olumsuz olmamakla beraber, özellikle demokratikleşme ve insan hakları alanındaki beklentileri dile getiriyor.
       Ancak AB'nin yeni askeri boyutunu oluşturacak olan Avrupa Güvenlik ve Savunma Kimliği (AGSK) projesine ilişkin metin, Türkiye ile AB arasındaki görüş ayrılığını iyice derinleştiriyor.
       O kadar ki, Başbakan Ecevit, AB zirvesinin sergilediği tavra tepkisini "bu bize ağır bir saygısızlıktır" gibi sert ifadelerle gösteriyor ve olayı "Türkiye - AB ilişkilerinde yeni bir gerilim kaynağı" olarak nitelendiriyor...
       * * *
       FEİRA zirvesinde AGSK ile ilgili kararın özü şu: AB kriz veya çatışmaları önlemek veya durdurmak için, anında müdahale edebilecek ortak bir askeri güç kurmak istiyor. Altmış bin kişiden oluşacak olan bu AB ordusu, girişeceği operasyonlarda, gerekirse NATO olanaklarından da yararlanacak. Zaten AB'nin 11 üyesi, aynı zamanda NATO üyesi. Ama, AB üyesi olmayan ama NATO'ya mensup olan Türkiye gibi ülkeler de var.
       AB, işte AGSK çerçevesinde, bu ülkelerin de ortak operasyonlara katılmasını istiyor. Ancak bu ülkelere kendi karar mekanizmasında yer vermiyor. Sadece onlarla bir danışma sistemi kuruyor. Böylece AB, kendi operasyonlarında NATO olanaklarından da yararlanabilecek...
       * * *
       ASLINDA Türkiye, AGSK'den tam olarak dışlanmıyor. Ama AGSK'ye - eşit şartlarla - dahil de edilmiyor. Oysa, AB'nin bundan önce askeri kanadını oluşturan Batı Avrupa Birliği (BAB), Türkiye'ye karar alma süreci çerçevesinde bir "ortaklık" statüsü vermişti. Şimdi Feira zirvesinde alınan karar, bunun bir adım gerisinde kalıyor.
       NATO'daki temsilcimiz Büyükelçi Onur Öymen'in belirttiği gibi, Türkiye'nin hassas jeostratejik konumu, AGSK çerçevesinde herhangi bir operasyona katılım için, karar mekanizmasının tam olarak içinde olmasını gerektiriyor. "Bize sadece asker verin veya topraklarınızdaki NATO imkanlarından yararlanmamıza yardımcı olun" deyip Türkiye'ye eşit söz hakkı tanımamak olmaz. Öymen'in deyişi ile, "Türkiye beşinci tekerlek olmak niyetinde değil"...
       Gerçekten AB'nin (örneğin Balkanlar'da) girişebileceği operasyonların Türkiye için risk payı çok yüksek olabilir. Dolayısı ile, Türkiye'nin AB'nin bu tür taleplerine "otomatik" olarak "evet" demesi mümkün değil. Ankara, NATO içinde vetosunu kullanarak itirazlarını bildirmek zorunda kalmak istemiyor. Olası operasyonlar hakkındaki görüşünü AB'nin mevcut mekanizması içinde, henüz karar kesinleşmeden, duyurmayı daha doğru buluyor.
       * * *
       FEİRA zirvesinden çıkan karar, bu konu ile ilgili tartışmalara bir nokta koymuyor. AB'deki temsilcimiz Büyükelçi Nihat Akyol'un dediği gibi, AGSK fikri henüz tam olgunlaşmadığı gibi, üye ülkeler arasında da hala tartışılıyor. Dolayısı ile Fransa'nın başkanlığı döneminde, yıl sonunda yapılacak Nice zirvesine kadar bazı yeni gelişmeler beklenebilir.
       Bu pazarlığı soğukkanlılıkla, tatmin edici bir formül bulununcaya kadar sürdürmekten başka çare yok. AB'de işlerin böyle yürüdüğünü çoktan öğrenmiş olmamız gerekir...


Yazara E-Posta: skohen@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet