|
|
Dostluk değil barışma dönemi Yunan Ulusunun Doğuşu (1994) Türk - Yunan İlişkilerine Önsöz (1995), Ayvalık ve Venezis (1996) gibi kitapların yazarı, iki kimlikli yazar Herkül Millas, Türk - Yunan ilişkilerinde gelinen noktayı yorumluyor.
Herkül Millas
Onyıllarca süregelmiş olan Türk - Yunan karşıtlığı, mücadelesi, zaman zaman silahlı çatışmalara varan kavgası, silahlanma yarışı, karşılıklı ithamlar ve tehditler, tahrikler ve hakaretler, korku, kuşku, öfke ve galeyan, siyasal çelme takmalar, “bilim" alanındaki akademik karalamalar ve uluslararası alanda sorun yaratma girişimleri son aylarda yerini inanılması güç bir dostluk şenliğine bıraktı. Şimdi yaşananlar bambaşka: sayısız kültür, spor, vb. temasları; övgü ve “kardeşlik" söylevleri, hatta karşılıklı organ bağışları.
Son onyıllarda yalnız Türk ve Yunanlılar değil, üçüncü taraf sayılan bir çok uluslararası ilişkiler uzmanı, sosyal psikologlar ve sosyologlar bu çatışmanın nedenini açıklamaya çalıştılar ve bu yönde araştırmalar yayımladılar. Şimdi ise kardeşliği ve nedenlerini açıklamaları gerekecek.
Değişen ne?
Daha düne kadar söylenenler mi gerçeği yansıtıyordu - “Bu komşuya güven olmaz", “Ne mal olduğunu biz iyi biliriz" sözleri mi doğruydu - yoksa son aylardaki durum mu “ötekiöni daha iyi resmediyor? Bu sorular ısrarla sorulmasa da Ege’nin her iki yakasındaki insanları düşündürüyor. Dostluğa karşı güvensizlik zaman zaman dile getiriliyor. Değişen ne?
Cevaplar çok yanlı olabilir. En başta, resmi çevrelerce dile getirilmiş olan düşmanlık söyleminin temelinde, herhalde gerçekten inanılan bir görüşten çok bir propaganda ve bir baskı uygulama amacı yatıyordu. Ne yazık ki, bu arada, halklar genellikle söylenenlere inandı ve insanların yüreklerine yıllarca aşılması kolay olmayan imajlar aşılandı. Bunun öncülüğünü yapmış olanların, yani düne kadar cadı kovalayanların bugün aynı kolaylıkla “kardeşlik" oynamalarını belki böyle açıklayabiliriz.
Sıradan vatandaşlar
Sıradan vatandaşların durumu herhalde farklı. Çok uzun sürmüş bir çatışmanın bıkkınlığı halk düzeyinde bir karşı tepki doğurmuş olabilir. Kimileri ise insancıl inançlarının ya da ideolojik anlayışlarının doğrultusunda ve daha uygun bir konjonktürde, yani bu tür yakınlaşmalar konusunda devlet yöneticilerinin yeşil ışık yaktıkları bir dönemde, zaten eskiden beri yürüttükleri yakınlaşma çalışmalarını daha yüksek sesle yürütmeye başladılar.
Ancak Sayın İsmail Cem ve Yorgo Papandreu’nun başını çektikleri yeni dostluk projesinin bilinçli ve bilimsel bir yanı da var. İki ülke arasındaki anlaşmazlıklar karşılıklı peşin yargılardan ve kuşkulardan dolayı çıkmazlara varmıştı. Değil anlaşmak, konuşmak bile, karşılıklı şikayetlerin dile getirilmesi de artık olanaksız olmuştu.
Her söz, her davranış yanlış anlaşılır ve yeni sorunlar yaratır olmuştu. Her iki taraf fazlasıyla “hassas" olmuştu. Karşı tarafta yalnız kötü niyet, saldırganlık, ezeli kin görenler öylesine artmıştı ki “deprem öncesinde" dostluktan söz etmek insanların karalanmasına bile neden olabilirdi. Şimdiki “dostluk" projesi yapıcı ve somut bir amaç peşinde: Gerilimi azaltmak ve sorunlara soğukkanlı yaklaşımı olanaklı kılmak. Gerçekçi bir diyaloğun ilk işaretleri görülmeye başlandı bile.
Papandreu’nun, belki de gençlik yıllarında yabancı bir ülkede büyümüş olmasının, çok kültürlü bir çevreden gelmesinin yapıcı bir rolü olmuştur. Böylesine çok yanlı sinyallere açık olanlar ve bir süre kendilerini “azınlık" olarak görmüş olanlar dar milli görüşleri ve gereksiz duyarlıkları aşmaya ve “ötekiöni anlamaya daha yatkındırlar. Bu rastlantı çok ender bir fırsattır, bir şanstır; Türkiye ve Yunanistan bu “dostluk projesiönden en büyük yararı elde etmeye çalışmalıdır.
Duygusal aşırılıklar
İki bakan temel konulara henüz ciddi bir biçimde el atmamışlardır. Bunu eksiklik sayanlar “projeyi" anlamamış olanlardır. Bunlara göre sorunlar nesneldir; hasım ve geçmişi bellidir ve gelecekteki (olumsuz) tutumu da öngörülebilir: Bu durumda “yakınlaşma" ve “dostluk" girişimleri gerçek sorunları görmezlikten gelmek, başımızı kuma gömmek gibi bir şey. Öyle düşünenler “bunlara güven olmaz" nutuklarına ve gösterilerine yeniden başlamak için fırsat bekleyenlerdir.
İki Dışişleri Bakanlıklarının anlayışı ise farklı. Sorunlar ciddidir, özellikle Kıbrıs ve 12 mil konusu. Ama iki ülkede, halklar ve yöneticiler arasında güvensizlik normal bir düzeye indirilmedikçe çözüm bulunamaz.
Şimdiki dönem, bir dostluk dönemi değil, bir barışma dönemidir. Duygusal aşırılıklar kuşkusuz görülmektedir, ama belki öylesine gerilimli yakın bir geçmişten sonra bu aşırılıklar gerekli ya da kaçınılmaz.
|
|