|
|
Ekonomik programın ilk 6 ayı Siyaset Kürsüsü
Oktay Vural MHP Milletvekili
Yıllardan beri yaşanan kronik enflasyonun en önemli kaynağı kamu açıkları finansman sorununun ortaya çıkardığı borçlanma politikasıdır. Artan kamu açıklarının ağırlıklı olarak iç borçlanmayla finasmanı zamanla faiz oranlarını yükselterek bir kısır döngü oluşturmuştur.
Bu tip borçlanma politikası, özel sektör üzerinde dışlama etkisi meydana getirerek tasarrufların yatırımlara kanalize olmasını engellemiştir.
Diğer taraftan son yirmi yıldır uygulanan ekonomi politikalarıyla döviz - faiz sarmalı oluşmuş; bunlar birbirini tamamlayıcı olmaktan ziyade rant ekonomisini oluşturan ikame edici bir mekanizmaya dönüşmüştür.
Makro ekonomik istikrarsızlık dönemin iki özelliğini dikkate alan ekonomik programda, bir yandan faiz oranlarını düşürmek için maliye ve para politikasının yanı sıra gelirler politikası, diğer yandan da esnekleştirilmiş, öngörülebilir bir kur politikası uygulanmaktadır.
Üç yıllık makro ekonomik istikrar programının ilk 6 ay sonuçları dikkate alındığında reel faiz yükünde önemli bir azalış, enflasyonda düşme trendi ve nihayet büyüme oranında dikkati çeken bir artış gözlemlenmektedir.
Piyasaların verdiği destek sonucunda elde edilen olumlu gelişmelere karşın, iki hususa da dikkat çekilmektedir. Bunlar, programın kısa vadeli doğal ilk etkileri olarak TL’nin değerlenmesi sonucunda nispi tasarrufların azalması ve kur politikasına dayalı olarak ihracat sektöründeki daralmadır.
TL’nin aşırı değerlenmesi sonucu tasarrufların azaldığı ve bunun faiz oranlarında yükselme baskısı oluşturduğu ileri sürüldüğünde, bankacılık sektöründe dövize bağlı tasarrufların ağırlıklı olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Bu durumda hala TL pozisyonu alınmadığına cevap vermek gerekir. Son yıllardaki alışkanlıkların ortaya çıkardığı dolarlaşma olgusunun TL’nin istikrarına güven temin edilmesini güçleştirdiği ifade edilebilir.
Tasarruf azalmasını faizlerin düşüşüyle ilişkilendirmek ise enflasyonsuz büyümeyi inkar etmek anlamına gelmektedir. Nitekim ilk üç aydaki % 4.2’lik büyüme oranı aksine tasarrufların üretime yöneldiğini ortaya koymaktadır. Bu tablo esas olarak imalat sanayii üretim endeksi ile de doğrulanmaktadır.
Bu gelişmeler, tasarrufların borçlanma politikasıyla kaynak transferi yerine reel ekonomiye dönmekte olmasının sonucu olarak değerlendirilmelidir.
Döviz kurundaki gelişmeler dikkate alındığında, kur artışından hangi kesimlerin daha fazla faydalanacağı hususu önemlidir. Halen tasarruflarda dövize bağımlılığın yaşandığı ülkemizde kur politikasındaki değişmenin etkileyeceği kesimlerin iyi değerlendirilmesi gerekir.
Sağlıklı bir ihracat politikasının temeli üretime dayalı olmalıdır. Artık enflasyonla mücadele üretim yönüyle düşünüldüğüne göre öncelikle enflasyonu ve reel faiz oranlarını düşürmek gereklidir. Bu bakımdan öngörülmüş kur politikasına ve üretime dayalı olarak sürdürülebilir bir ihracatı hedeflemenin getireceği istikrar öncelik kazanmalıdır. Döviz kurunda istikrar, yatırımcının ithalat ve ihracat kararları açısından uzun dönemde önünü görmesini ve akılcı davranmasını temin eder.
Gerçekleşen enflasyonu, enflasyonla mücadele programlarının mihenk taşı alan uygulamalar, enflasyonist bekleyişleri daha da yukarı çekmiş ve dikkatlerin hep talep yönlü politikalarda odaklaşmasına yol açmıştır. Bu politikalar, bir yandan rant ekonomisini besleyip reel kesimde tekelci eğilimleri güçlendirirken, diğer yandan işsizliğin artması ve gelir dağılımının bozulması şeklinde toplumsal maliyetler taşımaktadır.
Rant ekonomisinden beslenenlere ve enflasyon lobilerine buyun eğmeden, ortaya çıkan gelişmelerin doğru ve objektif bir şekilde değerlendirilmesi istikrar programının başarısı için şarttır.
|
|