|
|
"Demokrasi yardımı"
ABD hükümeti yanına Polonya, Hindistan, Mali, Portekiz, G. Kore ve Çek C. hükümetlerini de alarak, geçen hafta Varşova'da "Demokrasiler Topluluğuna Doğru" adı altında, 100'den fazla ülkenin, çoğunun dışişleri bakanı düzeyinde temsil edildikleri bir uluslararası konferans düzenledi.
Fransa Dışişleri Bakanı Hubert Vedrine konferansta yaptığı konuşmada, buna hazır olmayan ülkelere demokrasinin dayatılmasının ters sonuçlar verebileceğini; Fidel Castro ve Saddam Hüseyin gibi diktatörlerin hala ayakta olmalarına ekonomik yaptırımlar ve uluslararası müdahalelerin sebep olduğunu; ABD Başkanı Jimmy Carter'ın, hiç böyle bir niyeti olmadığı halde, izlediği müdahaleci politikalarla İran'da İslamcı diktanın kurulmasına yardım ettiğini ileri sürdü.
Vedrine sözlerine demokratik rejimlerin daima ülkelerin uzun süren iç evrimlerinin sonucu olduğunu; gelişmiş demokrasilerin ötekilere ders vermesinin doğru olmadığını ekledi. Amerikalıların cevabı Morton H. Halperin'den geldi: Konferans, demokrasi "ihraç" etmek için değil, bu rejimi "seçmiş" olan ülkelerin, demokrasiyi yerleştirme konusunda birbirlerine destek olmalarını öngörüyordu. Fransa bundan tatmin olmadı; demokrasinin seçim sandığından ibaret olmadığını, özgürlüklere ve hukuk devletine de gerek olduğunu vurgulayan Varşova Bildirgesi'ni imzalamayı reddetti.
Fransa, böylelikle, dünya ve özellikle Batı ittifakı üzerindeki Amerikan hegemonyasını tanımadığına dair geleneksel tutumunu bir kez daha ortaya koydu. Yine de, Fransa'nın katılmayı kabul ettiği bir konferansın, metni üzerinde önceden anlaşılmış belgesine itirazının "ABD'ye itiraz" dışındaki gerekçeleri tartışılmaya değer.
Ben şöyle düşünüyorum: Eğer bir ülkede özgürlükçü ve çoğulcu demokratik rejimi yerleştirmek için mücadele veren siyasi güçler ve demokratik rejimin yerleşebileceği bir "olgunluk" mevcut ise, o ülkeye verilecek uluslararası "demokrasi yardımı"nın yararı tartışılmaz. Küba, Irak ve İran'daki dikta rejimleri eğer hala ayakta ise, herhalde bunun temel nedeni uygulanan uluslararası yaptırımlar değildir. İspanya, Portekiz ve Yunanistan eğer bugün yerleşik demokrasiler haline geldilerse, herhalde bunu AB desteği olmadan kolay başaramazlardı.
Öte yandan, eğer kaderleri "iç evrimleri"ne bırakılsaydı, acaba 2. Dünya Savaşı sonrasında Almanya ve Japonya'nın siyasi rejimi ne biçim olurdu? Ve eğer Türkiye yaklaşık 150 yıldır örnek aldığı Batılı ülkelerin "dayatmaları"na rağmen bugün dahi dört başı mamur bir demokrasi değilse, bunun açıklaması herhalde iç hazırlığının yeterli olmayışında aranmalı.
Yerleşik demokrasilerin, insan hakları ve özgürlüğün bütün dünyaya yayılmasına yardımcı olmakta elbette bir sorumlulukları var. Burma'da demokrasi için mücadele veren muhalefet lideri Bayan San Suu Kyi'nin konferansa gönderdiği mesajda "Hür dünya halklarını her yerde gerçek demokrasinin ilerlemesine destek olmaya" davet etmesi elbette anlamsız değil. Bu çağrıya itirazın, dünyada özgürlüğün yayılmasından çok istikrar ile ilgili olan ABD'den değil de Fransa'dan gelmesi, ilginç.
Yazara E-Posta: salpay@superonline.com
|
|