7 Temmuz 2000 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Nail GÜRELİ Fotoğrafı: 5470 bayt
Aşka nadas

       Geçen haftalarda bu köşede, psikolog Prof. Dr. Doğan Cüceloğlu'nun bir değerlendirmesinden hareketle, insan ilişkilerinde sevgi mesajlarının samimiyeti üzerinde durmuş ve konuya devam edeceğimizi söylemiştik.
       Cüceloğlu, "İki sevgili arasındaki ilişki ne kadar sözlü mesajlarla ifade ediliyorsa, ilişkinin o derece zayıf olduğu düşünülür" diyordu. Biz ise, bu değerlendirmede gerçek payını kabul etmekle birlikte, çok kuvvetli ilişkilerde de sözlü mesajların yoğun olabileceği görüşünü savunmuştuk. Önemli olan söylemle eylemin birbirini tamamlaması, tutarlı olmasıydı.
       Öyle sevgililer vardır ki, birbirleri için ölüp bayıldıklarını, hasretten yanıp tutuştuklarını, birbirlerinin akıllarından hiç çıkmadıklarını söylerler. Sonra da birbirleriyle ilgili olaylara duyarsız kalırlar. Dört gözle beklediklerini söyledikleri günler gelip geçer, onlar farkına varmazlar, randevularını bile unuturlar. Böylesi söylemi yoğun, eylemi zayıf ilişkiler Cüceloğlu'nun değerlendirmesine uygun düşer. Güçlü bir sevgiden yoksun ilişkilerdir bunlar; aşktan çok cinselliğin, özgünlükten ziyade sıradanlığın, içtenlikten fazla düzeyselliğin önde geldiği görülür.
       Burada bir noktayı daha değerlendirmek gerekir.
       Sevgi ya da aşk anlayışında tarafların uyum içinde olup olmaması ilişkiyi farklı şekilde biçimlendirir. Sevgi, aşk, sevda kavramlarından aynı şeyi anlıyor ve bu değerlere taraflar içtenlikle bağlı ve saygılı kalıyorlarsa, dile getirilen tüm sevgi söylemleri o ilişkinin gücüne güç katar. Ama taraflardan biri yüreğinde bu sevgi çekirdeğini barındırmıyorsa, karşısındakinin söylemlerini önemsemez. Eğer söz konusu ilişkisini o güne kadar yaşadığı sevgi ve aşk ilişkileriyle aynı düzeyde algılıyorsa, kendine sevdalanmış insanın özgün sevda söylemleri ona samimi gelmeyebilir.
       Sevginin ve aşkın belli bir ilişki çerçevesi vardı, her şey cinsel ağırlıklı bu çerçevenin içindekilerden ibarettir. Bu çerçevenin dışında duygusal ağırlıklı bir ilişkiyle karşılaşıldığında, onun özgün söylemleri pek bir anlam ifade etmez. Birer kompliman gibi gelir, somut ilişkinin ötesinde hoşa giden birer fantezidir. Eski ilişkilerin egemen ve belirleyici yanlarıyla kıyasladığında bu duygusal söylemler komik bile gelebilir.
       İşte orada, Cüceloğlu'nun dediği gibi, sözlü mesajların yoğunluğu ilişkinin zayıf olduğunu düşündürür.
       Bu halde de negatif bir sonuç çıkarılmamalı. İlişki her halükarda sürebilir. İlle de bir aşkın her iki tarafça da aynı güçte, aynı özgünlükte, aynı saygınlıkta ve aynı ciddiyette yaşanması şart değil ya...
       Baktınız ki, sevdiğiniz sizin sevda söylemlerinizi hafife alıyor, eskilerle kıyaslarken sarakaya alıyor, siz de bir daha onları telaffuz etmez, kendinize saklarsınız. Yine de seviyorsanız, onun sevgi ölçüleri içinde ilişkinizi pekala sürdürürsünüz. Aynı ilişki içinde siz kendi özgün sevdanızı yaşarken, o sıradan aşklarından birini yaşar.
       Ne fark eder ki?.
       Fark eden elbet çok önemli bir şeydir.
       Sevdanızı ayrılığın karanlıklarında hepten ummana gömmektense, bir umudun tarlasında nadasa bırakmak daha iyidir. Bakarsınız bir gün o sevgi tarlasında çift taraflı, bütünleşmiş bir sevda filizleniverir.

Bir şiir

       Ve sanal şairimiz Bulut'un dizeleriyle tamamlıyoruz haftayı:
       "Derinlikleri açık denizlerde bilirsiniz / Ya da karanlık kuyularda / Hüzünlerin bırakmaz sığınağı. / Oysa bilir misiniz? / aslolan / bulutların derinliği... / İndikçe derine / yücelten insanı, / sevilerin görkemli tapınağı."


Yazara E-Posta: ngureli@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet