7 Temmuz 2000 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Umur TALU Fotoğrafı: 8375 bayt
Korkma, devam et...

       ABD'de yapılan bir araştırma, "korkular" karşısında erkeklerin ağır basan tavrının "kaçmak" olduğunu ortaya koymuş.
       Fakat biz bunu zaten atalarımızın engin deneyimleri, kılı kırk yaran kamuoyu anketleri sonucu vardıkları "yiğitliğin onda dokuzu" araştırması sayesinde biliyorduk.
       Buna karşılık, korku karşısında kadınlar "düşünce"ye koşarmış. Herhalde, "dalarmış" demek daha doğru.

       . . .

       Pekiyi o zaman "erkek cesareti" denilen, hatta kadınlara da "erkek gibi" denilerek lütfedilen korkusuzluk nereden geliyor?
       Ben de biliyorum, mesela bir evde fare çıktığında, kadının eğiliminin sandalye üstüne çıkmak, erkeğin ise "yiğitliğe koku sürdürmemek" için sessiz kaldığını ve unutmaya daldığını.
       Farenin dişi ya da erkek olup olmaması fark eder mi, bilmiyorum ama, kadın unutmayacak, ya korkuyu aklından çıkarmayıp bunalacak ya da meselenin (burada mesele fare, erkek ya da dişi) üstüne gidecektir.
       Erkek ise buna muhtemelen bir meselenin çözümü olarak değil, en iyi ihtimalle farenin ölü ele geçirilmesi olarak bakacaktır. O da, farenin bir sonraki sortisine kadar meseleyi hiç ortaya çıkmamış farz etmezse.

       . . .

       Soru yine havada kaldı.
       "Erkeklik", korkuyla yüzleşemiyorsa, bunca erkek destanı, kahramanlıklar ya da maço sertlikleri ne demek oluyor?
       Galiba şu:
       Erkekler (tabii genellememek lazım, yoksa ne erkekler var!), korkuyla "korku" olarak yüzleşemiyor.
       Erkekler korkularıyla, korkutmak kılığında tebelleş oluyor daha ziyade.
       Senin karşına dikilen korkuyu bir başkasının korkusu haline getirmek gibi.
       Korkmamak için (yani, elbette korktuğun için), korkuyu transfer etmek; ihraç etmek, nakletmek.
       Korkmamak için (yani, elbette korktuğun için), başkasını korkutmalısın.

       . . .

       Korku transferinin en doğal, en ideal, en kolay, en donanımsız, en masrafsız biçimlerinden biri, en yakınlarına, yanı başındaki kadına ve çocuklara ışınlamak. "Aile içi şiddet" deniyor galiba.
       Bakışlardan vuruşlara uzanan bir çeşitliliği var.
       "Sert koca, sert sevgili, sert baba" olmak. "Adam sinirli" yani.
       Bunu komşular filan da takdir ediyor zaten.
       İş ya da işsizlik ortamında boynu eğik, vur ensesine al lokmasını olan nice yiğitler evlerinde "Malkoçoğlu" oluyor.

       . . .

       Tabii, bu biraz da erkeğin, hayat koşulları denilen piramidin neresinde yer aldığına bağlı.
       Piramidin yukarılarındaysa, "korku transferi" açısından portföy çok daha zengin.
       Bir şirket yöneticisi ya da sahibi, korku transferi için akşam eve gitmeyi beklemek zorunda değil. Altında, erkek ya da kadın, korkutulacak bir yığın (üsluba göre bir sürü de olabilir!) var nasıl olsa.
       Ülke yönetiminde söz sahibi ise, Malta'yı yönetiyorsa mesela, 300 bin;
       Yok öyle Akdeniz'de bir ada değil de, Akdeniz'in kuzey doğusunda, Karadeniz'in güneyinde, Ortadoğulu, Kafkasyalı, Balkanlı, NATO'ya bağlı, ABD'nin müttefiki Avrupalı bir Müslüman laik (aynı zamanda demokratik ve sosyal) bir ülke söz konusuysa, 65 milyon "korku transfer edilebilir" potansiyel ödlek el altındadır.

       . . .

       Korku transferinde bir püf noktası da sanırım şu:
       Korkuyu aynen, yani siz neden korkuyorsanız tamamen o başlık ve münderecatla transfer etmeniz şart değil.
       "Ormana girsem yılan vardır, aya gitsem uzaylılar" filan diye korkup duran biri, transfer sırasında, korkutulacaklara, hepsine has farklı korkular yazacaktır.
       Buna vakti ve beyni kifayet etmediğinde dahi, sadece kendisinden korkulmasını sağlar, olur biter.
       Ülkenin kadınları korkup derin düşüncelere dalacak...
       Erkekler de korkup hiç düşünmeden bir başkasını korkutmaya koşacaktır.
       Birbirlerini yerler ve ülkede yaprak kımıldamaz.
      


Yazara E-Posta: umur.talu@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet