9 Temmuz 2000 Pazar 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Metin TOKER Fotoğrafı: 6000 bayt
"Osmanlı modeli"

       Paris'te bir grup Fransız arkadaşım vardır. Çok yakın ve çok eski dostlar. Eşlerimiz de bizlere katılmışlardır ve genellikle biz oraya gittiğimizden onların başkentinin tadını - artık yaşlarımızla münasip şekilde - çıkarırız. Ortak meraklarımızdan biri, spor karşılaşmalarını muntazam ve heyecanla izlememizdir.
       Avrupa / 2000'i Fransızların kazandığı gece tabii telefon ettim, kutladım. İçlerinden birine takılmadan edemedim:
       "- Paul, yahu, siz Fransızların ben görmeyeli renginiz mi değişti?"
       Evvela anlamadı, sonra kahkahayı patlattı. Finalde bir ara, takımın yarısından fazlasının derileri siyahtı.
       "- Osmanlı modeli, mon ami, Osmanlı modeli!. Geçmiş büyük imparatorlukların böyle bir kazancı oluyor" dedi.
       Sonra düşündüm de Avrupa / 2000'in başarılı takımlarından, sadece Fransa'nın değil Hollanda'nın, Portekiz'in de oyuncuları arasında eski müstemlekelerinden, daha doğrusu oralar kökenli "teba"larından müthiş futbolcuları var. Müstemlekeleri Avrupa kıtasının dışında bulunduğundan bunlar değişik renkleriyle kendilerini belli ediyorlardı. Buna karşılık, pek bir müstemleke imparatorluğu kuramadıklarından Almanlar bembeyazdılar ve bazı kötü niyetli - yahut muzip - spor yazarları bunu onların "ırkçılık"larına verdiler. Başarısızlıklarının sebebini de..
       Sahiden de, tam bir Osmanlı modeli.
       Ama, Osmanlılar döneminde geçerli bir Osmanlı modeli. Tabii bizim - Osmanlıların - egemen olduğumuz topraklar genellikle Avrupa'da bulunduğundan böyle bir geleneği sürdürseydik futbolcu Sokullu'larımız renkleriyle de kendilerini açığa vurmayacaklardı ve her şeyleriyle bizden görüneceklerdi.

Bu İstanbul, hangi İstanbul?

       Ne yazık ki böyle bir geleneği sürdüremedik. Bırakınız imparatorluğu, İstanbul'da bile sürdüremedik. Azınlıklarımızı, özellikle Rumlarımızı tutamadık. Bundan dolayı değil midir ki ne milli takımımızda bir Lefter'imiz var; ne de Boduri'ler, Hristo'lar, Rober'ler yeşil sahalarda bizim takımlarımızın formalarıyla boy gösteriyorlar. Boy gösteren yabancılar kendi ülkelerinin vatandaşı olduklarından milli maçlarda kendi renklerini taşıyorlar. Hagi ve arkadaşları Avrupa / 2000'de sarı - kırmızı giyinmişlerdi ama bu, Galatasaray ile Romanya renklerinin aynı olmasının oyunuydu.
       Gerçi bizim spor alemimizde bazı "açıkgözlükler" yapılmıyor değil. Bakıyorsunuz bir yüzme, bir halter, bir atletizm yarışmasında, kazanan Türk. İsmini okuyorsunuz, pek Türk'e benzemiyor. Bazen isim de Türk oluyor ama biraz kazıyınca çapanoğlu ortaya çıkıyor: Ya parayla, ya evlilik yoluyla elin adamını veya kızını Türk yapıvermişiz. Ne yazık ki paranın kokusu uçunca, yahut evlilik bitince, evli evine - köylü köyüne.
       Bizim Fransız arkadaşın bahsettiği "Osmanlı modeli" bu değil, tabii.
       Peki, bugünkü İstanbul, İstanbul mu ki?
       1950'de İstanbul'u İstanbul yapan İstanbulluların sayısı, haydi haydi 1 milyondu. Bu İstanbullular, hiç gideni bulunmasaydı geneldeki Türkiye nüfus artış oranı göz önünde tutularak olacaktı olacaktı - bol keseden - 3 milyon.
      
Geri kalan 10 milyon kim dersiniz?
       İstanbulluların azınlıkta oldukları bir İstanbul'un "eski İstanbul" sayılmamasının şaşılacak bir yanı mı vardır?


Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet