Milpa
14 Temmuz 2000 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Türkçemiz güzel Türkçemiz

Siyaset Kürsüsü

Bülent Akarcalı
ANAP Milletvekili


       Gerek günlük hayattaki konuşmalarımın gerekse yazılarımın arasında en yüksek duyarlılığı Türkçemizle, dilimiz ile ilgili olanlardan alıyorum. İnsanımız konuştuğu dile sanıldığından çok daha fazla sahip çıkıyor. Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı görüşmelerinde de bu durumu tespit ettim. Milletvekillerimiz de her fırsatta güzel Türkçemize daha bir özenle, ilgiyle yaklaşılmasını vurguladılar.
       Dil düşüncenin temel yapısıdır. En gelişmiş beyne de sahip olsak beyin ancak ve ancak bildiği "dil bilgisi" kadar düşünebilir, yaratıcılığı o bilgiyle sınırlıdır.
       Bu basit ama ana gerçeği bana ilk öğreten lisedeki mantık ve felsefe hocamız olmuştur.
       O çok tartıştığımız düşünce ve ifade özgürlüğü dil zenginliğine çok bağlıdır; kelime ve fiil sayımız, cümle yapısı kurma, bilgi ve becerimiz kıt ise, düşünce ve ifademiz de aynı oranda kıt ve kuru kalıyor.
       Kelime çeşitliliği ve bolluğu da kendi başına bir anlam taşımıyor. Kelimelerin dilin kendi yapısı içinden çıkması son derece önemli. Siyahı boya renginde, karayı kara bahtında kullanan, karnı inceden karıncayı oluşturan dil bilgisiyle düşüncenin gelişmesini sağlamak mümkün. İngilizce ve Fransızcadan ezbere alınan kelimelerle dilde ilerleme ise, sınıfta kopya çekerek iyi not almak kadar geçerlidir.
       Üzücü olan öğretim üyesi, gazeteci, yazar gibi dilde önder, örnek alınması gerekenlerin ciddi bir titizlik içinde olmaması: Sivil havacılık konusunu okurken uçağın "push back" yapmasını, "hirant"lardan yakıt almasını bilmek zorunda değilim ama gazetedeki yazar kendini benim anlayacağım şekilde yazmak zorunda hissetmeli.
       Bir öğretim üyesi "hoşgörü" gibi gerçekten hoş bir deyim varken "tolerans"ta ısrar etmemeli.
       Gelişen internet ile Türkçemizi yakın bir tehlike bekliyor; İngilizce olan internet dilini Türkçeye bulaştırmak. Bu konuda "internette en zengin Türkçe dünya" uygulamasını başlatan "e - kolay" yöneticilerini kutluyorum. Bu yöndeki çalışmalara ciddi destek vermemiz gerekiyor.
       Basın mesleği bir çalışma yılı içinde birikimi en çok ödüllendirilen meslek. Yılda en az on beş - yirmi değişik düzenlemeyle ödül almayan basın mensubu (gazete, TV, radyo, dergi vs.) kalmıyor. Yine meslekler içinde en çok derneğe sahip olan da basındır: Bilinen Gazeteciler Cemiyeti dışında, spor yazarlarının, magazin muhabirlerinin, fotoğrafçıların çok sayıda derneği vardır. Yalnız Ankara'da Meclis, Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık nezdindeki gazete ve fotoğrafçılar ayrı ayrı derneklere sahiptir. Bunlar da birbirlerine ödül verirler.
       Güzel Türkçemizi korumada (ya da bozmada) en önde görünen kurum basın olduğuna göre acaba bu mesleğin Türkçeye hakimiyet konusunda bilgileri tartışılmaz konumda olan isimlerinden oluşacak bir kurul aracılığı ile bir denetim ve uyarı düzeni kuramaz mıyız? Kötü, bozuk, yanlış Türkçede, gereksiz yabancı kelime kullanmada ısrar edenleri tespit edip onları önce uyarmak, uyarıya kulak asmayanları teşhir etmek iyi olmaz mı?


© 2000 Milliyet