|
|
Baş ve tıraş
Garib tesadüf, Çarşamba günkü yazımda şu cümleler yer alıyordu: "Son zamanlarda sık sık acaba Türkiye Ukrayna ve genellikle Doğu Avrupa'ya gereken önemi veriyor mu diye düşünüyor (um.) (./.) İçimde bir tedirginlik yok değil." Hemen karşı sayfada Değerli Ağabeyimiz ve tecrübeli dış politika analisti Sami Kohen ise bakınız ne yazmış: "Tüm dünyanın büyük bir duyarlılık ve ciddiyetle izlediği Ortadoğu'daki gelişmelere bir bölge ülkesi olarak Türkiye'nin ilgisiz davranması anlaşılır gibi değil." Hani sözleşmiş olsak bu kadar olur!!!
Şu hale bakınız! Doğu Avrupa'ya önem vermiyoruz. Ortadoğu bizi ilgilendirmiyor. Balkanlar'da esamimiz okunmuyor. Ortaasya'yla münasebetlerimiz çengi ve köçek gönderip hamasi nutuklar atma seviyesini aşabilmiş değil. Ve üstüne üstlük Avrupa Birliği ile ilişkilerimizi, şimdiye kadar her el atdığı işi yüzüne gözüne bulaştırmış bir beceriksizin uhdesine tevdi ediyoruz!!! Şimdi "akça - pakça" oldu ya, demokrat ve dürüst Başbakanımız da evvelki gün manşetlik cümlesini patlatmış: "Deneyimlerinden Yararlanacağız!!!"
Böyle başa böyle tıraş!!! Uğurlu kademli olsun!!!
Tabii bu memleket 93 Harbi'ni, Balkan Felaketi'ni, Mütareke Rezilliği'ni bile atlatmışdır. Öyle bir tanecik Mesut Yılmaz'la kolay kolay devrilmez. Ama öte yandan altın değerindeki yıllar akıp gidiyor... Tek "meziyeti"(!) Alman Günter Verheugen ile kendi anadilinde aracısız konuşabilecek olması... İyi de ne diyecek? Üç yıl önce, zamanın Almanya Başbakanı Helmut Kohl'e ne demişdi? Aslında Kohl de çanak tutmadı sayılmaz ama bir tek dövüşmedikleri kalmışdı...
Tecrübesinden yararlanacakmış!!!
Bari Çiller'i de ekonomik işler bakanı olarak yanına alsın. Zaten siftinmeğe başladı kaç gündür... Yani bu kadar terslik olabilir!!! Mesut Yılmaz'ı AB ile münasebetlerden sorumlu kılmak, İtalyanlara askeri konularda akıl danışmak gibi birşey...
Peki, Türk Hariciyesi'nin Türkiye için hayati bütün konularda sergilediği bu pasifliğin sebebi nedir?
Herhalde diplomatlarımız değil!
Türk Diplomasisi ta Selçuklulardan bu yana köklü bir geleneğe sahibdir. Hatta daha da gerilere uzanarak 8. Yüzyıl'a, Bilge Tonyukuk'a bile varabilirsiniz.
Fakat diplomatik kadrolar birer mekanizmadır. Siyasi iktidar merkezi olarak önlerine bir hedef, bir rota koymazsanız o "takım" ne yapacak? Onun için ne oluyor, bilir misiniz? Örneğin elinizde Chopin, Liszt, Mozart icra edebilecek bir usta piyanistiniz var. Ama siz ona iki parmakla "Dağ Başını Duman Almış"ı çaldırıyorsunuz!!!
Dışişleri Bakanlığı'nın Genel Bütçe içindeki payı nedir, söyleyeyim mi? BİNDE DÖRT!!!
Artık gerisini kendiniz kıyas ediniz!
Yazara E-Posta: yatsiz@milliyet.com.tr
|
|