15 Temmuz 2000 Cumartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 TURİZM
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Rekabet ihlal edilebilir

Rekabet Hukuku ve AB üyeliğine adaylık sürecinde Türkiye'deki uygulamalarla ilgili olarak Rekabet Kurumu Başkanı Prof. Tamer Müftüoğlu ile konuştuk.

Zülfikar Doğan


ent.jpg        *Önce ekmek fiyatları, rekabetin ihlali çerçevesinde gündeme geldi. Sonrasında ise özelleştirme ihaleleri, reklam yeri paylaşımları, medya sektörü ile ilgili sorunlar. Türkiye'de rekabetin durumu ve kurumunuzun işlevi nedir?
       Son toplantıda AB Rekabet Komisyonu, kurumumuzun çalışmalarını övgüye değer buldu. Kurum genç ve yeni olunca, bir müktesebat oluşmayınca haliyle beklentiler, yüksek oluyor. Rekabet konusundaki algılama yanlışlıklarına da tanık oluyoruz. İnsanlar, bizim herşeye müdahale etmemizi, fiyatları tespit etmemizi bekliyor. Oysa bizim böyle bir misyonumuz yok. Biz piyasa ekonomisinin çalışması, rekabetin sağlanması, hakim durumun kötüye kullanımının önüne geçilmesi çabasındayız. Hatta şunu söyleyebiliriz, zaman zaman katı ve sert rekabet koşulları, aksine tüketici aleyhine olabilir. Kıran kırana bir rekabet, aynı alanda faaliyet gösteren, kimi şirketlerin yok olması, piyasadan çekilmesi sonucunu doğurabilir. Bu da rekabet imkanlarının kötüye kullanılması anlamına gelir.
       Neticede çok hassas bir denge sözkonusu. Özellikle de ekonomi gibi dinamik bir alanda, sürekli değişen konjonktürel ortamlarda, rekabet ile ilgili düzenlemelerin genel çerçevesinin çizilip, yorumsal alana olanak bırakmak gerekir. ABD'de olan budur. Yargıç önüne gelen olaya göre bakar, yorumlar kararını verir. Microsoft olayında da böyle oldu. Bir yargıçın verdiği karar, önümüzdeki dönemde görülecektir ki, rekabetin korunması, hakim durumun kötüye kullanılmasının önüne geçilmesi açısından bir devrimdir. Microsoft kararının global ekonomi üzerinde çok büyük etkileri olacaktır.

       *Bizde durum nedir?
       Yasa en küçük ayrıntıyı bile düzenlemeye çalışmış; bize fazla bir hareket alanı bırakmamış. O nedenle, çok kısa bir geçmişi olmasına karşın, yasanın tadili, bazı hükümlerin uygulamada karşılaşılan aksaklıklar nedeniyle yeniden düzenlenmesi gündeme geldi. Şimdi bununla ilgili taslak hazırlıklarını yapıyoruz.
       Örneğin, uygulama başladığından bu yana, rekabet ihlalleri ile ilgili milyarlarca lira tutarında ceza kestik. Ancak henüz bu cezaların tek kuruşu tahsil edilemedi. Yasa, Rekabet Kurumu kararları için Danıştay denetimini öngörüyor. Dolayısıyla, ceza alan hemen Danıştay'a gidiyor. Davalar 2 - 3 yıl sürdüğü ve yasada faiz yürütülmesi öngörülmediği için, ileride karar onaylansa bile, enflasyonist ortamda, cezanın parasal yaptırım gücü açısından bir manası kalmıyor. Yeni tasarıda, faiz yürütümünün getirilmesini öneriyoruz.

       *Medya ile ilgili de dağıtım, fiyat anlaşması, reklam gibi iddialarla soruşturmalar istendi. Sanırım kararı 19 Temmuz'da açıklayacaksınız...
       Rekabet hukukunun en etkin uygulandığı ABD ve AB ülkeleri gibi gelişmiş ekonomilerde, medya ile ilgili sorunlar bizim muadilimiz kurumlara pek yansımıyor. Çünkü, yazılı ve görsel basınla ilgili yasalar, kendi içinde rekabeti düzenlemiş; hakim durumun kötüye kullanımını önleyecek mekanizmaları getirmiş. Basın bir manada kendi kendini denetliyor, rekabeti sağlıyor. Hem çalışanların, hem de sahipliğin konumu açısından sorunlar sektörün kendi yasalarında çözülmüş.
       Bizde de, basın yasasının en kısa sürede köklü bir değişiklikle, sektörün kendi sorunlarını kendisinin çözebileceği bir yapıya kavuşturulması gerekiyor. Biz medyanın sorunlarına fazla müdahil olmak istemiyoruz. Ama bir yakınma varsa, bunu incelemek, kararı vermek durumundayız. Dağıtım ve diğer şikayetlerle ilgili son sözlü savunmalar alındı, konu karar aşamasında.

       *Hem Rekabet Kurumu var, hem de kimi alanlarda fiyatlara devlet otoritesinin müdahalesi. Bu rekabeti önleyici bir uygulama değil mi?
       Aslında yanlış algılamalardan birisi de bu. Neticede, ülkenin geniş kesimlerinin yararı, toplumsal çıkar sözkonusu ise regülasyon, bir düzenleme olabilir. Ben ve arkadaşlarım böyle düşünüyoruz. Örneğin özel okul fiyatları ile ilgili başvuruda bu değerlendirmeyi yaptık. Milli Eğitim Bakanlığı özel okul fiyat artışlarına sınırlama getiriyor. Bu rekabeti önleyici bir durum olarak değerlendirilemez.
       Aksi durumda, okul fiyatlarının nerelere tırmanacağını, orta gelirli insanların çocuklarını iyi okullarda okutma şanslarının tümüyle ortadan kalkacağını düşünmek gerekir. Üniversite sınavlarının ÖSYM tarafından yapılmadığını, parayı verenin istediği okula gidebildiği bir ortamı düşünün. 1.5 milyon öğrenci, 150 bin kişilik kontenjana girmek istiyor. Okulların fiyatının nereye varacağını, kaosu gözünüzün önüne bir getirin.
       O nedenle toplum yararı sözkonusu ise bir düzenlemeye ve rekabetin ihlaline bence göz yumulabilir. Enflasyonu düşürmek için bu yapılabilir. Mesela kiraların yüzde 25 artışla sınırlandırılması sonuçta böyle bir karardır ve kira artışlarındaki rekabeti toplum ve ülke yararına düzenlemektir. Aynı şekilde, döviz kurları ile ilgili uygulanan Merkez Bankası programı, yürürlükteki "çıpa" uygulamasını da böyle görmek gerekir. Hedef toplum yararı ise, rekabetin ihlaline sessiz kalınabilir.

© 2000 Milliyet