|
|
Bir katil zanlısı ve ailesi DEVRİYE / Bilge Egemen
Önce bir motor sesi duymuşlar. Motor sesi çok önemli. Çünkü köyde üç - beş horoz, birkaç tavuk bir de köylüler var. Bir tane bile otomobil görmek mümkün değil. Köy o kadar sessiz ki, bisiklet sesi bile 8. uykusunda horlayan birini hop oturtup hop kaldırabilir.
Alışılmadık, seslere alışık değiller.
Motor sesi askeri bir araca aitmiş.
Askerler, eve girip arama yapmışlar. Oğulları yıllardır asker kaçağı olduğu için çok da şaşırmamışlar.
Askerler birşey bulamayınca gitmiş.
Ertesi akşam köyün sessizliğini gürül gürül bozan televizyonlarını açıp yere bağdaş kurmuşlar. Evin tek mobilyası olan televizyonda oğlanı görmüşler.
Ve işte o zaman oğulları Abdülhamit Çelik’in Uğur Mumcu suikastinin zanlılarından biri olduğunu öğrenmişler.
Abdülhamit Çelik’in annesi Şemsa Hanım hariç. Çünkü o oğlunun görüntüsünü görmesine rağmen spikerin ne dediğini anlamamış. Çocukları olup bitenleri Kürtçeye çevirince öğrenmiş.
Abdülhamit Çelik’in annesi, babası ve yedi kardeşini Mardin’in Kızıltepe ilçesi’ne bağlı Hocaköy’de ziyaret ettim.
Onun için “Bir kuşu bile incitmez" diyorlar.
Kardeşler kırık dökük Türkçe konuşabiliyor.
“Abdülhamit, kaç yaşında?"
Birgül: “Çok zor bir soru. 29 - 31 civarlarında. Doğu’da biz bilmeyiz, ne zaman doğduk."
Abdülhamit, liseyi Mardin’de bitirdikten sonra İstanbul’a gitmiş.
Abdülkadir: “Ekmek parası için gitti. Burada yapacak hiçbir şey yok! Yıllarca orada ne iş olsa yaptı. Plastik fabrikasında çalıştı. İşportacılık yaptı. En son işsizdi diye biliyoruz."
“İstanbul’da hiç para kazanamadı mı?"
“Hep fakir idi. Şimdi diyorlar, suikast yapmış. Çok para almış. Yalandır. Hâlâ sürünüyordu İstanbul’da."
Anne, kendi kendine Kürtçe bir cümleyi tekrarlayıp duruyor.
“Anneniz ne diyor?"
“Allah’tan başka hiç kimse yok" diyor.
Zeynep: “Katil olduğuna inanmıyoruz. Gerçekten olsa boynumuz kıldan ince olur. Tek suçu askerlik yapmadı."
“Peki hiç mi şüphe duymuyorsunuz?"
Birgül: “Hayır, çünkü o çok iyi bir Müslüman’dı. Bütün gün Kur’an okurdu. O kimseyi üzmez. Nasıl cinayet işlesin? Çok saftır. Herkese inanır."
“Neden böyle saf biri suikast zanlısı oldu?"
“Çünkü iftira attılar. Müslümanlığını kıskandılar."
“Neden sahte kimliği vardı?"
“...."
Köy sessiz. Ev kerpiçten. Mobilya olarak sadece yerlerdeki kilimler bir de televizyon var. Bu yıl kuraklık olmazsa buğday ve arpa yetiştirecekler. Aileden birini zengin olsun diye İstanbul’a göndermişler.
Ondan para beklemişler. Para gelmemiş. Onun yerine bir gece ansızın televizyondaki görüntüler çıkıp gelmiş.
Köyün sessizliğini yırta yırta.
Asena’nın dramı
Göbeğini güneşe, kalçalarını aya doğru sallıyor. Doğum günlerinde sürpriz hediye oluveriyor. Gardırobun içinden, küvetten dışarı fırlayıp dans etmeye başlıyor. Habire dans ediyor. Yılmadan, bıkmadan, yorulmadan. Dans etmeyi çok seviyor. Her zaman eğlence ortamlarının en göbeğindeki göbeğini yılan gibi kıvırıyor. İşadamları, politikacılar, sosyetikler, neşelerine onunla neşe katıyor. Şampanyalar çatır çutur patlarken, purolardan keyif nefesleri çekilirken ve hayat hep böyle bayramken Asena’ya birşeyler oluyor.
Sahneye İbrahim Tatlıses giriyor. Asena İbo’nun korumalarıyla gelip gidiyor. Nefes alamıyor. Kollarında morluklar var. Anlatamıyor. Magazinciler yine sefahat ortamlarından birinde İbolar’ın İbo’suna soruyor: “Asena’yla kavga mı ettiniz?" Aynı İbo Show’da yaptığı gibi komiklik yapıyor. Uzaktaki Asena’ya “Kız Asena..." diye laf atıyor. Komiklik özürlüler kahkahadan geberiyor. Kız Asena, gülümsüyor.
İstediği kadar gülümsesin suratındaki dehşet ve korku ifadesini saklayamıyor. Hayatlarının canlı yayınını televizyonlardan izletirken, sanıyorlar ki sadece göstermek istedikleri bölümler insanlara ulaşıyor.
Hayatlarının montajı iyi değil.
Korku ve dehşetin anlık kokusu buram buram kameralardan çıkıyor.
Kralların kralı, 24 saat kameralar önünde hayatının temsilini oynarken, bir benzincide Asena’yı ve yardımcısını tekme tokat döverken görüntüleniyor.
Tekrar tekrak kullanılmak üzere derin dondurucuya koyulup çıkarılan yüz ifadeleri, milleti gülmekten geberten şakalar burada yok.
Yanlış, yine yanlış montaj.
Dayak, sürpriz değil. Yol üstü benzincide bunlar oluyorsa, kapalı kapılar ardında kimbilir neler oluyor? Ve eğlencelerin baş kadınının yaşadığı korku o kadar büyük olmalı ki, bir türlü çekip gitmeyi aklına getiremiyor.
|
|