|
|
Ortadoğu'da barış mı, şiddet mi?
Camp David çöktü! İsrail - Filistin barışı askıda... ABD Başkanı Clinton, İsrail Başbakanı Barak ve Filistin lideri Arafat iki hafta uğraştılar ama umduklarını bulamadılar.
Bazı tabuların kırıldığı, hiç beklenmedik ilerlemelerin kaydedildiği ve en dikenli sorun olan Kudüs'ün bile masaya yatırıldığının belirtilmesine rağmen sonuç alınamadı Camp David'den...
Ortadoğu'da şimdi ne olacak?
Bağımsız Filistin devletinin Arafat tarafından tek taraflı olarak açıklanacağı 13 Eylül'den önce ikinci bir Camp David turu daha mı?
Yoksa şiddet mi? Yeniden çatışma ortamı mı?
İç ve dış politika açısından Türkiye'yi de çok yakından ilgilendiriyor bu sorular...
Bu ay Şam'dan başlayarak Beyrut, Güney Lübnan, Amman, Kudüs ve Tel Aviv'i kapsayan on günlük gezimde barıştan umutlu olana pek seyrek rastlamıştım.
İsrail Başbakanı Barak'ın bazı şeyleri veremeyeceği, Arafat'ın da bunları almadan evet diyemeyeceği anlaşılıyordu. İyimser senaryolar da yazılıyor ama ağır basan karamsarlıktı.
Neydi barış pazarlığı?
Filistinli kadın lider Hanan Aşrawi'yle Doğu Kudüs'te konuşurken şöyle dedi:
"Bizim verecek bir şeyimiz yok!"
"Neden?"
"Çünkü biz Filistinliler, İsrail'in devlet olarak varlığını tanımakla zaten tarihi topraklarımızın yüzde 77'sinden vazgeçmiş olduk. Şimdi geriye kalan yüzde 23'ü talep ediyoruz. İsrail 1967'de işgal ettiği bütün topraklardan çekilmeden gerçek barış olmaz."
İsrail ise bu yüzde 23'ün yüzde 92'sini Filistin devletine vermeye hazır. Yüzde 8'ini elinde tutmak istiyor. Buralarda 170 bin Yahudi yerleşimci yaşamakta... Nitekim Kudüs'te, Tel Aviv'de sık sık kulağıma çalındı, "Filistinliler kaç savaş üst üste yenildi, bunun da bir bedeli olmayacak mı?" sözü...
Başbakan Barak, Doğu Kudüs'le ilgili bazı esnekliklere hazır olmakla birlikte Kudüs için İsrail'in 'bölünmez ve ebedi başkenti' demeyi sürdürüyor.
Arafat ise "Kudüs'te ödün verecek Müslüman daha anasının karnından doğmadı" sözünü, Arap başkentlerinden, Kahire'den, Riyad'dan, Şam, Amman ve Fas'tan gelen alkış sesleriyle sloganlaştırıyor.
Birbirinin tam zıddı pozisyonlar.
Bu uçurum kapatılabilir mi?
Camp David'de kapanmadı.
Doğu Kudüs'teki tarihi American Colony Oteli'nin turistik eşya dükkanında çalışan Filistinli bir gençle aramızda şöyle bir sohbet geçmişti:
"Barıştan ne haber?"
"Yahudiler isterse..."
"Sizin yapacağınız bir şey yok mu?"
"Hayır. Ya verirler, ya alırız. Bak Hizbullah ne yaptı? Zorla bastırdı ve aldı. Güney Lübnan'dan kovdu İsrail'i. Tercih Yahudilerin..."
"İsrail çok güçlü değil mi?"
"Ama Allah bizden yana..."
Oysa işi Allah'a bırakmak yerine, aklı kullanmaktır doğru olan. Bunun da yolu uzlaşmadan geçiyor.
Ortadoğu barış süreci, adı üstünde bir süreç. İki haftalık Camp David, bu çok emek harcanan süreçte bir nokta sayılabilir. Nelerin olup nelerin olamayacağının ortaya çıktığı bir ilk deneme...
Yani her şey daha bitmedi.
Soğukkanlı davranılırsa, bundan sonrası gelebilir. Barak ve Arafat için aklın yolu, 13 Eylül'den önce yeniden masaya oturmaktır.
Tabii aklın yolunu reddedenler de var. Her iki tarafta da tarihin yükünden kurtulamayanlar defterinde uzlaşma diye bir sözcük maalesefyok. Yüzleri geleceğe değil geçmişe dönük onların...
Böyle barış olmaz!
Felaket senaryosu...
Yalnız İsrail - Filistin'i değil, bütün Ortadoğu'yu bir tehlike bekliyor. Diyelim ki, Arafat 13 Eylül'de bağımsız Filistin devletini tek taraflı olarak açıkladı. Bunun üzerine Barak da Batı Şeria'daki Yahudi yerleşim merkezlerini İsrail'in ilhak ettiğini duyurdu. Arafat'ın cevabı, Batı Şeria'da 'Yeni İndifada' için düğmeye basmak oldu. İsrail ise çok sert tepki verdi.
Felaket senaryosunun girişi böyle.
Eğer bu senaryo sonbahardan itibaren gerçekleşmeye başlarsa, Ortadoğu'da barışın bütün dokusu bir anda bozulabilir.
Dileriz, aklın yolu ağır basar ve barış sürecinde pes edilmez. Tersi, tarihi bir hatadır, barış düşmanlarının zaferidir.
Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr
|
|