|
|
"Her yer karanlık... Rüya değil bu ayni'ile vaki!.."
Enerji açığı büyüyormuş!.. Işıklı geceler hayal olacakmış!.. ve hatta sokak lambaları bile azaltılacakmış!.. (Hırsızların gözleri aydın!) Reklam panoları, mağaza vitrinleri, eğlence yerleri, her yer karanlığa gömülecekmiş!.. Yani efendim, 21 - 22 yıl önce yaşadığımız günlere dönecekmişiz!..
Sayın Bülent Ecevit'in kaderi, kısmeti galiba böyle!.. ve ne gariptir ki, kaçıncı kez bu hep böyle oluyor!.. 1980 öncesi Süleyman Demirel'den bir evvel Ecevit hükümeti işbaşındaydı... 20 sente muhtaç olduğumuz günlerdi o günler... Ama ne fedakarlık!.. Bakanlar Kurulu kaloriferlerin yanmadığı buz gibi soğuk salonda toplanıyor, bakanlar paltolarıyla oturuyor, ülke ekonomisini kurtarmaya çalışıyorlardı!.. Hükümet ve partisi, vatandaşı, evlerindeki ampulleri söndürmeleri için kampanyalar açıyordu, elektrik tasarruf edilsin diye!..
20 yıllık rüya
Sonra ne oldu ise oldu ülkede birden kalorifer kazanları kaynamaya, ışıklar ışıl ışıl yanmaya başladı... Zulmetten nura kavuşulmuş gibiydi!.. Hazine'nin döviz rezervi milyarları aşmış, insanlar hayli süre kaybolan günlük ihtiyaçlarını bulabilmeye başlamışlardı... Hatta ilerideki günler bolluk görüldü, yurtiçinde yurtdışında ne arıyorsanız hepsi bulunur hale geldi...
Caddeler, sokaklar, mağazalar, meydanlar iftihar ettiğimiz tarihi eserler, yeni eserler hepsi aydınlandı!.. Gelen yabancı turistler "Demek Türkiye böyle aydınlık ve zengin..." diyorlardı...
Bulgaristan elektriği
9 yıl önce, ürettiği elektriği satan Türkiye şimdi ışıklarını söndürecek, karanlığa gömülecek öyle mi?..
Turgut Özal ülkede bu dönemi yaşatırken yine de yatırım yapılmazsa bugünlerin geleceğini haber veriyor, uyarıyordu... Yıllar, parti liderlerinin indir bindirleri ile geçti; yapıcı, iş bilen siyasiler de bürokratlar da yatırıma imza atmaktan ürker hale geldiler... İşte bu hallere düştük!..
Peki niçin Bulgaristan'dan daha fazla elektrik alamıyoruz?.. Çünkü yaptığımız anlaşmada taahhüt ettiğimiz işler yerine getirilmemiş... miş... miş!.. Öyleyse vatandaş karanlığa hazırlansın, sanayi de az üretsin...
Şoförlük, pazarcılık yapan memurlar!..
Bartın Vali Yardımcısının eşi Nurcan Tabaş'ın çalışkanlığı, becerisi ve tevazuu her yerde konuşuluyor... Neden?.. Türkiye'nin bir gerçeğini ortaya koyduğu ve boyun eğmeyip çareyi çalışmakta, üretmekte bulduğu için!..
Nurcan Hanım, 25 yıllık devlet memuru olan eşinin maaşı ile çocuklarını üniversitede okutamayacağı için evinde giyim eşyaları üretip pazar yerlerinde satıyormuş!.. ve pekala para kazanıyormuş... Sanırım birkaç yıl sonra Vali Yardımcısı da emekli olur eşi Nurcan Hanım'ın üretimine katkıda bulunur!..
Pek çok öğretmen, polis ve devlet memuru tanıyorum... Pazarcılık, camcılık, telefonculuk, şoförlük yapıyor. Çünkü başka türlü aldığı maaş ile geçinemiyor... Toplumun, ülkemizin gerçeği bu...
Peki ama bu denge ne zaman kurulacak?..
Tarihten damlalar...
Celal Bayar'ın şikayeti
1950 - 60 yıllarının Cumhurbaşkanı Celal Bayar muhalefet lideri iken (1947) gazetecilere şunları söylüyor:
- Bütün toplar bize çevrilmiş. Sağa dönsem faşist derler, sola dönsem komünist... Ortada kalsam "CHP'den niçin ayrıldın" diyorlar...
Hangisi önemli?
Şair Yahya Kemal, Celal Bayar hükümetinin (1937 - 38) güvenoyu isteyeceği oturumu beklemeden yani oyunu kullanmadan İstanbul'a dönmüş...
- Niçin oyunuzu kullanmadan Ankara'dan ayrıldınız? diye sormuşlar...
- Benim hükümete güvenim var demiş! Önemli olan hükümetin bana güveni olup olmadığında?..
Şimdikiler öyle düşünmüyor!..
İnönü Cumhurbaşkanı, Celal Bayar Başbakan, İçişleri Bakanı Şükrü Kaya... (1937) Bakanlar Kurulu'nda bir gün Şükrü Kaya şöyle bir teklifte bulunmuş:
- Bakanların korunmaları için peşlerine birer sivil polis verelim, onları takip etsin...
Bakanların hepsi itiraz etmişler:
- Koruma altında yaşamaktansa hepimiz hür olarak ölelim daha iyi...
Yazara E-Posta: y.cetiner@milliyet.com.tr
|
|