27 Temmuz 2000 Perşembe 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Derya SAZAK Fotoğrafı: 6896 bayt
Anti - nükleer gençliğe alkış

       Ecevit'in "Nükleer enerjiyi içime sindirebilmiş değilim" sözlerinin ardından Bakanlar Kurulu'nun Akkuyu Santralı ihalesini iptal kararı çevrecilerin ve gençliğin zaferi olarak tarihteki yerini aldı.
       3 - 8 Ağustos tarihleri arasında Silifke - Akkuyu'da "Ulusal Gençlik Kampı" düzenlenmiş, üniversitelerdeki Atatürkçü düşünce kulüplerinin yanı sıra SOS Akdeniz Derneği gibi santralın Türkiye açısından doğuracağı tehlikelere yıllardır dikkat çekmiş kuruluşların da katılımıyla "ses getireceği" önceden belli etkinlik planlanmıştı.
       Silifke - Akkuyu kampı nükleerle ilgili gelişme üzerine şenliğe dönüşmüş.
       Ancak gençler ihtiyatlı, projenin askıya alınmasındaki asıl gerekçenin uygulanan "ekonomik program" olduğunu görüyorlar. Hazine beş milyar dolarlık yükün altına giremiyor ama 5 - 10 yıl sonrası için ne düşünüldüğünün garantisi yok. Bu nedenle, nükleer santralların geleceği Akkuyu festival programından çıkarılmamış.
       İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi öğrencileri Irmak Zileli ve Sibel Koç gazeteye gelerek kamp hazırlıklarıyla ilgili bilgi verdiler. 3 - 8 Ağustos toplantısı aynı zamanda 29 Ekim'de "kurucu kongre"sini toplayacak "Ulusal Gençlik" hareketinin buluşma zemini olacak.
       Sivil inisiyatiflerin giderek güçlenmesinde gençliğin payı büyük.
       Marmara depremi ertesinde bölgeye ilk gidenler "uzun saçlı, kulağı küpeli" diye ülke sorunlarından bihaber yaşadıkları sanılan üniversiteliler olmadı mı? Bu düşüncenin ne denli önyargılı olduğunu, deprem bölgesinde haftalarca, aylarca gönüllü sorumluluk üstlenerek kanıtladılar.
       Gençler "çevre ve insan" konusunda, Çernobil faciasından bile ders almayan "rantçı" kuşağın farkında olamadığı kadar duyarlılar.
       Akkuyu mücadelesinin peşini yıllarca bırakmadılar. Fay hattındaki bir nükleer santralın yol açacağı felaketi kavramak için deprem olması mı gerekir?
       Umarız hükümet taktik bir erteleme peşinde değildir ve "alternatif" enerji kaynakları konusunda doğayı koruyan projelerle Türkiye'nin elektrik kısıntısı yaşamadan kalıcı çözümler üretmesi mümkün olur.
       Başbakan Ecevit'in temennisine katılıyoruz:
       "Doğalgaz ve hidroelektrik enerji projelerimize yeterli iç ve dış kaynak sağlayabilirsek yakın gelecekte nükleer enerjiye gereksinmemiz olmayacak demektir."
       Başbakan'ın rüzgar ve güneş enerjilerini ivedilikle değerlendirme önerisi de akılcı.
       Çeşme - Alaçatı örneği neden yaygınlaştırılmasın?
       Kültür Bakanı İstemihan Talay da çevreyi bozmamak koşuluyla 1., 2. ve 3. derece doğal ve 3. derece arkeolojik SİT alanlarında rüzgar santrallarına izin verilmesi kararının alındığını açıklamış. Ege ve Akdeniz'deki eski yeldeğirmenleri "çay bahçesi" olmayacaksa mesele yok!
       Silifke - Akkuyu şimdilik kurtuldu; bu sürece düşünce ve eylemleriyle katkıda bulunan herkesi kutluyoruz.
       Sıra baraj sularında boğulacak Hasankeyf'in kurtarılmasına geldi. Sayın Ecevit'in tarihin yok olmasını da "içine sindiremeyeceğine" inanıyoruz.


Yazara E-Posta: d.sazak@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet