Milpa
11 Ağustos 2000 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Türkçemize sahip çıkmada bizlere düşen görevler

Siyaset Kürsüsü

Bülent Akarcalı
ANAP Milletvekili


       Dil kirlenmesine karşı, Türkçemiz üzerine yazılan yazılara ilgi çok yüksek.
       Sevgili dostum İstanbul milletvekili Ahmet Tan, trafik canavarına karşı silahlarını kuşandı, ben de Türkçe canavarına karşı kolları sıvamanın zamanı geldiğini anladım. İlk girişim olarak Sayın Ecevit, Bahçeli ve Yılmaz’a “dil kirlenmesinin" hangi noktalara vardığını anlatan bir mektup göndereceğim ve kendilerinden birer genelge ile tüm devlet yönetimini uyarmalarını isteyeceğim.
       Sayın Başbakan, devletin Türkçeye sahip çıkmasını amaçlayan üzerinde iyi çalışılmış bir genelge yayımlayabilir, Sayın Bahçeli Tanıtma Fonu’ndan bir miktar parayı dil kirlenmesini araştırmaya ayırabilir, Sayın Yılmaz da AB ile uyum çalışmaları süreci içinde Türkçeye çevrilecek yüz binlerce sayfalık AB mevzuatı aracılığıyla dilimize yeni yabancı kelimelerin girmesini önleyecek tedbirleri alabilir.
       Aslında Meclis’in ve hükümetin çıkardığı yasa, yönetmelik, genelge gibi kural koyucu metinlerin dil temizliği ve güzelliği açısından örnek olmaları gerekir.
       Napoleon döneminde çıkarılan “Fransız Medeni Kanunu" iyi ve güzel Fransızca okumak ve öğrenmek isteyenler için temel bir yapıttır. Yeni hazırlanan Medeni Kanun ve Ağır Ceza Kanunu gibi metinlerde de aynı güzelliği istemeliyiz ve aramalıyız. Pazar günkü Milliyet’in Kültür ve Sanat ekinde Sevgi Özel’in “Dil devlet eliyle kirletiliyor" yazısı üzücü bir gerçeği yansıtıyor.
       Yeni Binyıl’da Erol Göka “Türkçeyi özgür bırakın" başlıklı yazısında “Dilde arılaşmadan yanayım ama dili kültürel bir olgu olarak görmek, bu toprakların kültürünün bir parçası olmuş, dışarıdan gelse de içimizde erittiğimiz her kelimeyi ‘arı Türkçe’ saymak koşuluyla. Onlar artık bizimdir. Yabancı diller boyunduruğu ile bizim olan ‘yabancı’ kökenli kelimeler arasındaki fark, istila ve işgal ile ticari ve kültürel alışveriş arasındaki fark gibidir. Bu sindirme faaliyetinin uygun biçimde sürdürülmesi, istila ve işgalin önlenmesi için; TDK gibi kurumsal, ‘Türkçeyi koruma yasası’ gibi hukuksal önlemler alınmasına hiçbir itirazım yok; ama sorunun kökeninin eğitim ve kültür ile ilgili olduğu bilinmelidir" diyor.
       Dolayısıyla ekim ayında dil kirlenmesi sorununu Meclis’e taşıyabiliriz. Elli üç devlet, yirmi vakıf üniversitesini dilimize sahip çıkmada daha da bilinçlendirip, 12 Eylül anlayışının törpülediği Türk Dil Kurumu’nun yeni ihtiyaçlara göre yapılanmasını ele alabiliriz. Meclis’teki bütün milletvekillerinin Türkçemize sahip çıkmada gerekli olabilecek yasal düzenlemelere tam destek vereceklerini biliyorum. Kamuoyu da bu desteği zaten vermekte.
       10 Zilhicce 676 Perşembe günü Karamanoğlu Mehmed Bey, “Bugünden sonra divanda, dergahta, bargahta, mecliste, meydanda Türkçeden başka dil kullanılmayacak" fermanını çıkarmış.
       Aradan uzun zaman geçti ama galiba bu fermandaki iradeyi yenilemenin zamanı da geldi sanırım.

© 2000 Milliyet