11 Ağustos 2000 Cuma 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Güneri CİVAOĞLU Fotoğrafı: 12675 bayt
Hukuk ve siyaset

       Kamuoyu, devletin doruğunda bir süredir karşıt söylemlerle "gel - git" hareketleri yaşıyor.
       Önce...
       Ecevit'in "disiplin cezalarının kanun hükmünde kararnamelerle düzenlenebileceği" söylemleri, TV ekranlarına ve gazete sayfalarına yansıdı.
       Ama...
       Kararname, Köşk'ten Sezer'in "Anayasa'ya ve Anayasa Mahkemesi kararlarına göre disiplin cezaları ancak kanunla düzenlenebilir" gerekçesiyle geri döndü.
       Ecevit ve hükümet ortağı partilerin liderleri, "kanun hükmündeki kararnamelerin geri gönderilemeyeceğini, Cumhurbaşkanı tarafından imzalanması zorunluğu olduğunu" söylüyorlardı.
       Fakat...
       Cumhurbaşkanı, gerekçesini de yazıp, netameli kanun hükmündeki kararnameyi geri gönderiverdi.
       O süreçte tuhaf ittifaklar da oluşmuştu.
       Özellikle, Sezer'e alkışçıların bir bölümüne bakıldığında, gene gel - gitler yaşanıyordu.
       Zaten...
       Belki de, o nedenle Sezer adına açıklamalarda, "Cumhurbaşkanı'nın laik, Atatürkçü olduğu, ülkenin bölünmez bütünlüğüne bağlılığı" döne döne pek çok kez vurgulanmadı mı?

Karşıt görüşler

       Gene de, karşı görüşle "hukuk yorumu" üzerineydi.
       Ne var ki...
       Dün, hukuk alanındaki gerilim, siyaset alanına taşmak gibi bir görüntü verdi.
       Ecevit, bir açıklama yaptı.
       Açık ve net olarak "Cumhurbaşkanı, bugün yapmamız gereken mutat görüşmeye gerek olmadığını... Gelecek hafta da gerek görmediğini bildirdi" dedi.
       Bu açıklamanın hemen sonrasında Ankara'da bir başka haber daha yankılandı:
       "Cumhurbaşkanı Sezer, eşini alarak ansızın İstanbul'a geçmişti."
       Ecevit'in açıklamasıyla, bu ansızın İstanbul'a gidiş haberi birleştirilerek yorumlandığında, "Çankaya'nın hükümete karşı tavır koyuşu" gibi yorumlar yapıldı.
       Ecevit de, "kanun hükmündeki kararnamenin ikinci kez onaylanmak üzere Cumhurbaşkanlığı'na aynen gönderileceğini" açıklarken, "imzalamak zorundadır... Kimse kaynağını Anayasa'dan almayan bir hak kullanamaz. Cumhurbaşkanı yargıç değildir" gibi köşeli sayılabilecek söylemler kullanmıştı.
       Oysa...
       Bir kelime mühendisi olan Ecevit, daha farklı sözcüklerle aynı mesajı verebilirdi.

Çankaya'nın açıklaması

       Ecevit'in açıklamaları TV'lerde yayınlandıktan sonra, Çankaya adına da bir açıklama yapıldı:
       "Cumhurbaşkanı, yaz çalışmaları nedeniyle İstanbul'a geçmişti.
       Bu haftaki görüşme o yüzden gerçekleşmemişti.
       Gelecek hafta için de bir karar verilmiş değildi."
       Böylece...
       Kamuoyu, bir kez iki farklı söylemle karşı karşıya kalıyordu.
       Başbakan "Cumhurbaşkanı'nın gelecek hafta içinde görüşmeye gerek olmadığı yolunda mesaj verdiğini" söylüyor.
       Cumhurbaşkanı açıklamasında "gelecek hafta için bir karar yok" diyor.
       Hangisi doğru?
       Peşin fikirleri olanlar "ben ona inanırım ya da şuna inanırım" diyebilirler.
       Ama...
       Ya iki tarafın özel kalem müdürleri arasında, iletişimde yanlış anlatma ya da anlama olmuşsa!
       Önemli olan, geleneğe göre "bir hafta görüşme yapılamamışsa, ertesi haftanın salı günü mutat görüşmenin gerçekleşmesidir."
       Böylece...
       Devletin doruğunda da iki ayrı Türkiye olmadığı gösterilir.
       Peki ya kararname?
       O zaten akıl vadisine girmiş sayılabilir.
       Sezer, KHK'yı hükümete geri gönderirken, kanunlara uygulanan imza yöntemini izlemiştir.
       Doğal olanı, hükümetin "aynen, yeniden Çankaya'nın onayına sunacağını" açıkladığı KHK'Sezer'in imzalamasıdır.
       Ama gerektiğine inanıyorsa, Anayasa Mahkemesi'ne "yürütmeyi durdurma istemiyle iptal davası açmasıdır."



Yazara E-Posta: gcivaoglu@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet