|
|
Sezer'e baskı
KHK krizinin Çankaya ile hükümet arasında yol açtığı gerginliğin boyutları, Başbakan Ecevit'in dünkü açıklamalarına da yansıyan "derin bir çatışma"nın habercisi midir?
Zirvedeki görüş ayrılığı şimdilik "anayasal satranç" şeklinde tırmanıyor olsa da, tarafların soğukkanlılığı korumakta hayli zorlandıkları gözden kaçmıyor.
Hukuk savaşımının ötesinde bir de güç gösterisi başladı.
Ecevit'in kararnameyi Çankaya'ya aynen iade kararını "canlı yayın"da açıklarken koalisyon liderleri ve Bakanlar Kurulu'yla topluca ekranlara gelmesi Sezer'e yönelik baskının göstergesiydi.
Aslında hükümet bu gücünü Meclis grupları üzerinde göstererek, Cumhurbaşkanı'nın önerdiği gibi kararname yerine yasa çıkarsa kriz tırmanmayacaktı. TBMM'nin olağanüstü toplanması çok mu zor? Başbakan bu yola gitmeyeceğini Çankaya'ya duyururken Anayasa'nın 6'ncı maddesindeki "Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasa'dan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz" diyerek Sezer'i yetkisini aşmakla suçladı.
Ecevit'e göre Köşk'ün kendisini Anayasa Mahkemesi yerine koyması da söz konusu olamazdı.
Madem Cumhurbaşkanı, yetkisi olmadığı halde kararnameyi - yasa tasarısı gibi - geri çeviriyordu o halde aynen iadesi halinde Cumhurbaşkanı'nın ikinci kez gönderilen yasaları imzalamasındaki zorunluluk burada da doğuyordu.
Hükümet, "virgülüne dokunmadan" kararnameyi Çankaya'ya yollamakla hukukçu Cumhurbaşkanı'nı köşeye sıkıştırmayı hedef aldı.
Peki, Ahmet Necdet Sezer, Çankaya'yı noter gibi gören bu yaklaşımı onaylayacak mı? Ecevit'in tutumunu içine sindiremezse ne yapacak?
Kabine üyeleri, Ömer Seyfettin'in "Diyet" öyküsündeki gibi TV kameralarına topluca poz vermekle "Sayın Sezer, unutmayın sizi biz seçtirdik" dercesine üzerine gidip inatçı kişiliğiyle tanınan Cumhurbaşkanı'nın aklına "istifa"yı düşürmeyi istiyor olabilirler mi?
Burası Türkiye!..
Anayasa'yı olmayacak formüllerle değiştirip, "gizli oy" ilkesini çiğneme pahasına Çankaya hesapları yapanlar da yeni bir krizi körükleyebilir. Oysa Sezer'in kimseye "diyet borcu" yok, çünkü bu Meclis kendi içinden birini Cumhurbaşkanı seçemedi!
Hukuk, guguk tartışması bir yana sorunun "etik" boyutu da düşündürücüdür: Sahi, Sezer niye aday gösterildi?
Kişisel ya da siyasi özelliklerinden çok, Anayasa Mahkemesi Başkanlığı'ndan gelen "kurumsal kimliği"nden ötürü Meclis'teki beş partinin ortak adayı olmadı mı? Ecevit'in o günlerdeki coşkusunu unutmadık.
Başbakan dün İstanbul'da olan Cumhurbaşkanı'nın "kendisiyle görüşmeye gerek görmediğini" açıklayarak, kararname krizinin tahminlerin ötesinde tırmandığını kamuoyuna duyurmuş oldu.
Bunalımın perde arkasında, 28 Şubat'la bağlantılı kararların rol oynadığı biliniyor. MGK'nın son toplantısında, "Ben imzalasam bile kararname Anayasa Mahkemesi'nden döner" diyen Cumhurbaşkanı'na o aşamada sorun olmayacağı telkinleri bile yapılmış.
Ecevit de Sezer'e aynı yolu gösteriyor; "Siz imzalayın, Anayasa'ya aykırıysa bırakın ona mahkeme karar versin".
Sivilleşme, demokrasi, hukuk devleti, AB üyeliği hepsi hikaye!
Türkiye Mehteran Bölüğü gibi yönetiliyor.
İki ileri, bir geri...
Yazara E-Posta: dsazak@milliyet.com.tr
|
|