|
|
Devletin zirvesinde 'orta yol' bulmak...
Kanun hükmünde kararname, basında kısa adıyla KHK... Günlerdir aynı konu. Galiba bugüne kadar yazmayan bir tek ben kaldım. İki haftadır tatildeydim. Sudan çıkmış balık gibi yeni döndüğüme göre, elim mahkum, bir de ben yazacağım.
Ama nasıl?
Zira cepheler oluşmuş durumda. Her yandan kılıç şakırtıları geliyor. Herkes birbirini bu cepheleşmede bir tercihe zorlamakta. Her zamanki tartışma adap ve üslubumuz yani. Üstelik bu kutuplaşma ne yazık ki devletin tepesine de sirayet etmeye başlamış...
Fikret Bila'ya sordum:
"Hangi taraf güçlü?"
Yanıt ilginçti:
"Belki en iyisi ortalamak..."
Sorulu cevaplı yazmak daha kolay olabilir. Belki bu sayede sapla saman daha az karışır.
KHK ne için?
Şeriatçı ve bölücüleri devletten daha kolay temizlemek için... Kamu yönetimine son yıllarda sızmış olan bu kafadaki memurların tasfiyesi için... Ecevit hükümeti bu amaçla hazırlayıp Çankaya'ya gönderdi KHK'yı.
Ama kimileri de diyor ki KHK memur kıyımı için... O yüzden demokrasiye aykırı buluyorlar KHK'yı...
Hangisi?
Nasıl uygulayacağına bağlı... Ama şurası kesin: Devletler ilke olarak kendi dayandıkları temeli korurlar. Bizde de öyledir. Kendi birliğine ya da tekliğine karşı çıkanı kendi içinde barındırmaz devlet. Demokrasi adına böylelerine göz yummaz. Aynı durum devlet düzenini dini esaslara dayandırmak isteyenler için de geçerlidir.
Peki öyleyse Çankaya niye karşı?
Cumhurbaşkanı Sezer de işin özüne karşı değil.
Peki ya neye karşı?
Sezer diyor ki:
"Memurların disiplin suçlarıyla cezaları kararnameyle değil kanunla düzenlenir. Tersi, Anayasa'ya aykırı. Geçmişte örnekler var, Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen..."
Ecevit ise KHK'nın Cumhurbaşkanı tarafından imzalanmak zorunda olduğunu söylüyor.
Ve ekliyor:
"Sayın Cumhurbaşkanı ikinci kez kendisine gönderilen KHK'yı imzaladıktan sonra, Anayasa'ya şekil veya esas bakımından aykırı olduğu gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi'nde iptal davası açabilir."
Hangisi haklı?
Cumhurbaşkanı Sezer'in hukuki dayanakları zayıf değil. Ama Başbakan Ecevit'in, yani koalisyon hükümetinin hukuki yaklaşımını savunan Anayasa hukukçuları da var.
O zaman?
İlk bakışta şu söylenebilir: Madem konu hukuki bakımdan tartışmalı, o zaman Cumhurbaşkanı Sezer önce imzalasın, sonra Anayasa Mahkemesi'ne götürsün KHK'yı. Hükümet siyaseten 'sorumlu', Cumhurbaşkanı da 'sorumsuz' olduğuna göre doğru olan bu değil mi?
Olabilir.
Hükümet de bu görüşte.
Fakat karşı görüşte olanlar da konunun çok açık olduğunu, böyle bir imzanın Anayasa'nın 38. maddesine de kesin aykırı düşeceğini, daha önce Anayasa Mahkemesi'nin benzer kararları bulunduğunu, o yüzden Cumhurbaşkanı Sezer bunu imzalarsa, Anayasa'yı ihlal edeceğini savunuyorlar.
Ne olabilir?
Geçmişte cumhurbaşkanlarının, Evren'in, Özal'ın, Demirel'in imzalamadıkları, rafa kaldırdıkları KHK örnekleri yok değil. Ama Başbakan Ecevit, "Konu çok acil! diyor. O zaman akla şu soru geliyor:
Niye TBMM'yi toplamıyorlar?
Madem konu o kadar acil ve önemli, o zaman parlamento olağanüstü toplantıya çağrılır ve KHK yerine kanun çıkarılır, Çankaya da onaylar.
Niye bu yola gidilmiyor ki?
Koalisyon ortakları kendi parti gruplarına mı güvenmiyorlar? Üç yıla yakın bir süredir böyle bir yasa parlamentodan çıkamadığına göre demek ki güvenmiyorlar. Milletvekillerinin böyle yasaya kolay geçit vermeyeceğini düşünüyorlar.
O zaman Çankaya'ya niçin kızıyorlar?..
İşin özeti:
Devlet zirvenin kamuoyu önünde ve yüksek sesle yaptığı tartışmadan çıkan manzara hoş değil. Bir orta yol bulunmasında yarar var.
Yazara E-Posta: h.cemal@milliyet.com.tr
|
|