15 Ağustos 2000 Salı 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Derya SAZAK Fotoğrafı: 6896 bayt
Uyuma Türkiye

       Marmara depreminin birinci yılında "sivil toplum"un sesi yükseliyor:
       "Uyuma Türkiye ben uyumuyorum!"
       17 Ağustos gecesi ışıklar söndürülmeyecek; gece tam 03.02'de "deprem çığlığı"nı yüreğinde duyan yurttaşlar, en sağır kulakların bile duyması ve gaflet uykusundakilerin uyanması için deprem düdüklerini, benzeri uyarı araçlarını çalacaklar.
       Bu çağrıyı yapan 17 Ağustos Etkinlikleri Çalışma Grubu, kimi çevrelerce "deprem kabusunu canlandıracağı" gerekçesiyle eleştirilen "şok" eylemin gerekçesini şöyle açıklıyor:
       "17 Ağustos gecesi keşfettiğimiz o yurttaşlık bilincini, o sivil enerjiyi; şimdi hesap sormak, her şeyi yeni baştan kurmak, yaraları sarmak ve yeni depremlerden korunmak için seferber etmek zorundayız. Yurttaşı örgütlenmeye, devleti göreve çağırıyoruz."
       İşte beklentiler:
       1- Türkiye'nin her yerinde afete karşı hazırlıklı olmalıyız.
       2- Dünya yüzünde, ölü ve kayıp sayısı bilinmeyen bir başka deprem yoktur. İlgilileri gerçek rakamları açıklamaya çağırıyoruz.
       3- Felaketin gerçek sorumluları hakkında ne işlem yapıldı, kimler yargı önüne çıkarıldı, çıkarılmayanlar kimler? Bu konuda da açıklama istiyoruz.
       4- Afetle ilgili malzeme ve para yardımının miktarı nedir? Yeniden yapılanma fonlarının kullanım ve denetiminin saydamlaşmasını, yurttaşa hesap verilmesini istiyoruz.
       5- Afetzedelerin hakları ve talepleri konusunda ilgililer ne düşünmektedir?
       17 Ağustos felaketinin üzerinden bir yıl geçti; onca yıkım can ve mal kaybından, onarılması güç yaralardan sonra Türkiye depremden gerekli dersi çıkarabildi mi?
       Ne gezer!..
       Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği'nce Marmara ve 12 Kasım'daki Bolu - Düzce depremleri üzerine hazırlanmış raporda, 17 Ağustos'tan bu yana risk ve önlem açısından "değişen bir şey olmadığı" deprem sonrası yürürlüğe sokulan onlarca "kanun hükmündeki kararname"nin sorunlara çözüm getirmek yerine rant paylaşımına yaradığı belirtilmektedir.
       Marmara depreminde gözlenen "devletin yokluğu"nun nedeni olan aldırmazlık bugün de devam ediyor.
       Örnek mi? Gölcük'ün Şirinköy'ünde yüzyıllık üzüm bağları ve ünlü Değirmendere fındığı ve meyve ağaçlarıyla dolu yeşil alana kurulmak istenen kalıcı konutlar... Onca boş arazi varken, Yalova'nın yıkımına yol açan tarım arazisini betonlaştırmak niye?
       Hani doğa olaylarının felakete dönüşmemesi için önlem alınacak, kafalar artık değişecekti? Şimdi de İstanbul depremini mi bekliyoruz? "Depremle yaşamaya alışın" söyleminin ötesinde yapılan ne var?
       İyi niyetli halkımız, Susurluk'ta olduğu gibi gecenin bir vakti ayaklanacak, ışıkları yakıp söndürecek, düdük falan çalacak ama bu vurdumduymaz idarecileri Ramazan davulcusu bile uyandırmaz.
       O gece 03.02'de ayakta olacağız.
       Uyuma Türkiye, ben uyumuyorum!
       BİR İMZA DA SEN AT. "Düşünce Suçuna Karşı Girişim Grubu"nca başlatılan imza kampanyasında, aralarında Necmettin, Erbakan, Hasan Celal Güzel, Murat Bozlak, Akın Birdal ve Eşber Yağmurdereli'nin sözlerinin de yer aldığı "Düşünceye Özgürlük - Herkes İçin" adlı bir kitap hazırlanarak 1 milyon gönüllü yayıncıya sunuldu. Bir imza da sen at.




Yazara E-Posta: dsazak@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet