15 Ağustos 2000 Salı 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Umur TALU Fotoğrafı: 8375 bayt
Halkın hükmü

       Simgeler, semboller elbette çoğu zaman yanıltma riski taşır.
       Yanıltmanın ötesinde; bir sorunu anlama ya da sorgulama isteği ile değiştirme becerisini de daraltırlar.
       Bu "sakıncalar"ı uzun uzadıya sıralayabiliriz.
       Ne var ki; "her şey" sembol ya da simgeden ibaret değilse de, bunlar bazen "çok şey"dir.
       Gün gelir, toplumsal hafızayı uyandırır, diriliğini sağlar.
       Gün gelir, bireylerin, giderek toplumsallaşan biçimde, yeni bir sorgulama evresine geçişine bayraktarlık eder.
       Gün gelir, bir toplumdaki sesli ya da sessiz, çok çeşitli ama ortaklıkları da muhtemel beklentilerin, tepkilerin, eleştirilerin, umutların ifade biçimine dönüşür.
       Hepsi çok çeşitlilik ve farklılık taşısa da, bunların tümünün birden "özet"i haline gelir adeta.

       . . .

       Son yıllarda üç olay bu tür "muhalif" simgeler haline geldi.
       Biri tabii ki Susurluk'tu; daha doğrusu, "aydınlık için kararanlık" eylemleri.
       Elbet bir "ilk fikir" vardı; ama herkes kendi "muhalefet nedeni" ile katıldı. Bunu Refahyol hükümeti hiç anlamadı. Susurluk fasa fisosuna kalkan olduğu için, eylemin "sisteme muhalefet"ten "sadece kendisine muhalefet" haline getirilmesine çanak tuttu.

       . . .

       İkincisi, "doğanın getirdiği büyük acı"ydı.
       Bu kez, "doğal afet" olarak algılanmadı. Hem felaketin şiddeti, hem coğrafyası, hatta mevsimi, birçok insanı "birey" olmaktan toplumsal dayanışmanın seferberliğine ve de hazzına ulaştırdı.
       Sadece yardım çabasıyla sınırlı bir dayanışmadan da ibaret kalmadı.
       Sistem, imarından yerel yönetimine, inşaatçısından hükümetine, "ilahi takdir" diyenlerden demokratikliğine, hukukuna kadar sorgulandı, didiklendi.
       Toplumun; her türlü adaletsizlik ve hiyerarşiye karşı, hatta birçok bireyin kendi zihnindeki ve yaşam tarzındaki önceliklere karşı da özerkliğini ilan edip eylem, talep ve sorgulama patlaması yaşadığı bir dönem oldu.

       . . .

       Üçüncüsü; yukarıdaki ikisi gibi "kitlesel özellikler" taşımıyor ilk bakışta. Ciddi bir farklılığı da var.
       İlk ikisinde, eksiksiz tüm aktörleriyle ve çok çeşitli açılardan bir "devlet sorgulaması" söz konusuyken, sonuncuda, bizzat "devletin başı" bölük pörçük ama yaygın "muhalif birikim"in sembolü haline geldi.
       Bugün, Cumhurbaşkanı Sezer'e "hükümete karşı" yüzde 80'lerde bir kamuoyu desteğinden söz ediliyorsa, tek tek herkesin olaya "kararnameyle sınırlı" baktığından değil.
       Belki çoğu insan kararnamenin içeriği ve yöntemi üstünde durmuyor bile.
       Toplumdaki yaygın "mağduriyet duygusu" ile "adalet ve değişim talebi"nin yeni bir veçhesi bu.
       "Devleti temsil" ve "düzenle işbirliği" göreviyle Çankaya'ya seçilen bir adamın, en azından "suç ortaklığı" yapmaması ve "hukuk talebi"ni seslendirmesi dahi, onu bir "halk temsilcisi" kılıp bu büyük toplumsal destek için yetiverdi.
       "Herkesin nedeni farklı" olsa da, sokaktaki insanın "muhalif" duygularının yeni bir sembolü daha işte.

       . . .

       Kararname kadar, asıl bu "toplumsal duygu" iyi okunmalı.
       Son iki sembol, yani "17 Ağustos" ile Sezer, deprem bölgesinde buluştuğunda bu okuma parçasının ilginç bir sayfası yazılacak galiba.
       İlk sembol zaten birçoğumuz gibi onun da beyninde.
       En azından, "Susurluk devleti"nin başkanı değil!
      


Yazara E-Posta: umur.talu@milliyet.com.tr

© 2000 Milliyet