|
|
O da bir "profesyonel politikacı" değildi
Eski Cumhurbaşkanı Fahri Korutürk - her halde, numaralanmaktan hiç hoşlanmazdı - biz, atadığı Kontenjan Senatörlerini zaman zaman toplardı; bazılarımızla başbaşa görüşürdü ve sıkıntılarını söylerdi. Kendisini üzen, iki büyük partinin Parlamentodaki temsilcileri ve onların liderleriydi. Korutürk bunların, hiç olmazsa bazı konularda bir mutabakat üzerinde buluşmalarını ister ve buluşmamalarını anlamazdı. Bunu, onların iyi bilgilendirilmemelerine bağladığı olurdu. Meseleleri bize etraflı şekilde izah ederdi ve "partili milletvekili ve senatör arkadaşlarımız"ın koridorlarda kollarına girmemizi, bir yandan dostça hasbıhal ederken bu gerçekleri onlara da aktarmamızı isterdi. Böylelikle onların liderler sultasından kurtarılabileceklerini ümit ederdi. İyi niyetli bir, Cumhurbaşkanı temennisi.
Bir defasında kendisine şöyle dediğimi hatırlıyorum: "Paşam, biz bunu yapmıyor değiliz. Sahiden de hepsi arkadaşımız. Koridorlarda kolkola hasbıhallerde bulunuyor, mutabakatlara da varıyoruz."
Sonra, gülerek ilave etmiştim: "Fakat bu, toplantı salonunun kapısına kadar sürüyor. İçeri girdiğimizde mutabakatı filan unutuyorlar ve liderlerinin gösterdiği yönde oylarını kullanıyorlar".
Korutürk gülmemiş, çok esef eder şekilde başını sallamıştı.
Bir başka seferinde, Köşkün alt katındaki çalışma odasında yalnız konuşurken onu üzgün görmüş, sebebini sormuştum. Liderlerle bir "zirve toplantısı" yapmıştı. - O zaman böyle bir adet vardı -. Bir takım hususlar görüşülmüştü ve bunların o aralık açıklanmaması kararlaştırılmıştı.
"- Dışarı çıktılar ve hepsi, daha kapıda gazetecilere, kendilerine göre bilgi verdiler. İçerde konuşulanları değil, işlerine geleni anlatıyorlardı. Üstelik, birinin söylediği, ötekininkini tutmuyordu".
"- Peki, siz neden doğrusunu açıklamıdınız?"
Üzgün bir şekilde yüzüme baktı:
"- Ben bu devletin başıyım. Varılmış bir kararı, ben nasıl bozarım? Ayrıca, liderlerin doğruyu söylemediklerini nasıl açıklarım?"
Şiirdeki Süleymanefendinin, nasırından ne çektiğini bilmiyorum. Ama eski Cumhurbaşkanının özellikle Süleymanbeyden, Bülentbeyden ne çektiğine gayet yakından şahit olmuşumdur.
Jet gibi yükselen, denizaltı gibi dalan
Şimdi bunlar, basındaki tayfalarıyla aynı şeyleri yeni Cumhurbaşkanına çektirmekteler. Eskisini bıktırıp "Lanet, olsun!" dedirtmek için uğraşmışlar; bunu Korutürk boşa çıkartmıştır. Geçenlerde bir gazete o zamanlar bu maksatla uydurulmuş hikayeleri birinci sayfasına almakta fütur görmüyordu: Korutürk Köşkten, "bavullarını toplayıp" dört defa kaçmış; ertesi sabah zor geri getirmişler! Sanki Köşk, bavul toplayıp kaçılan bir oteldir; Cumhurbaşkanı da, gönülsüz müşteri.. Aslı astarı olmayan bir uydurma: Ama belki de, bazılarının Sezer'e oynatmayı hesapladıkları bir senaryo.
Deniz Kuvvetlerine komuta etmiş bir bahriyeli, Anayasa Mahkemesine başkanlık yapmış bir hukukçu görevi bırakıp arka kapıdan sıvışan bir zayıf karakter sanılıp hesap kurulur mu? Öyle hesaplar, adamın yüzüne gözüne bulaşır. Korutürk döneminde olduğu gibi.. O zaman ona saygı hudutlarını aşmaya iten bir sinirlilikle, aşırı hırçın şekilde saldıran Demirel'di. Bugün aynı işi, aynı şekilde Ecevit deniyor.
İkisinin de Çankaya sakinine yönelttikleri ve salvo ateşi sandıklarının, aslında kuru sıkı baruttan ibaret bulunduğu bütün anketlerde o zaman Korutürk'ün, bugün Sezer'in itibarının jet gibi yükselmesi, politika profesyonellerininkinin denizaltı gibi dibe dalması bunun şaşmaz işaretidir.
O kadar bahsedilen istikrarın korunmasının pek tuhaf bir şekli.
Yazara E-Posta: m.toker@milliyet.com.tr
|
|