21 Ağustos 2000 Pazartesi 
 ANA SAYFA
 SİYASET
 HABER
 EKONOMİ
 DÜNYA
 SANAT
 EĞİTİM
 YAŞAM
 SPOR
 YAZARLAR
 ENTELLEKTÜEL B.
 OKUR TEMSİLCİSİ
 ÇİZERLER
 SAĞLIK
 MAGAZİN
 OTOMOBİL
 ASTROLOJİ
 İNTER EKRAN
 HAVA DURUMU
 VİTRİN
 TEKNOLOJİ
 İŞ YAŞAMI
 PAZAR SOHBETİ
 MİLLİYET 50. YIL
 E-POSTA
 ARŞİV
 KÜNYE
 TÜRKÇE KARAKTER
 REKLAM TARİFESİ
 YARDIM SAYFASI
Öteki hallerimiz

zaki.jpg        Söz uçar bilirsiniz, yazı kalır.
       Sözün resmi sayılır yazı, siyah - beyaz fotoğrafı.
       Kimi söz yazıya gelmez. Tamam.
       Ama kimi söz de var ki, yazılınca hoş gelmez!
       Neden?
       "Ben böyle bir şey söylemedim" korosunun muhatabı gazeteciler yanıtı iyi bilir.
       Habercilerin kötü gün dostu teyplerde kayıtlı o sözler, aslında, sahipleri için pek "fotojenik" değildir!
       * * *
       İşte İstanbul Valisi Erol Çakır. İstihbarat Şefimiz Önay Yılmaz ile muhabirimiz Aslı Öktener'e evinde anlatmış:
       "İstanbul, kendi yaralarını kendi gayretiyle sardı. İstanbul'da hiç deprem olmamış gibi imaj yayıldı. Deprem deyince diğer iller söz konusu oldu. Deprem Koordinatör Valiliği diğer illeri kapsadı... Ankara'nın hiçbir katkısı olmadı. İstanbul'da topladığımız yardım paralarını da Ankara'ya göndermek zorunda kaldık. 1.5 trilyon lirayı Ankara ısrarla talep etti bizden."
       Milliyet'te yayımlanan bu sözler için daha sonra yapılan valilik açıklaması da özetle şöyle:
       "Vali Erol Çakır'ın, 'Ankara paramızı aldı. Depremden sonra İstanbullulardan topladığımız 1.5 trilyona Ankara el koydu' dediği şeklinde bir açıklamaya yazı başlığında yer verildiği görülmüştür... Bant çözümünde, Vali Çakır'ın böyle bir ifadede bulunmadığı açıkça görülmekte olup, haber başlığının saptırılmış yalan haberin bir örneği olduğu aşikardır. Ayrıca röportajda ifade edilmiş olan 'devletimizin ve hükümetimizin 17 Ağustos felaketinden önemli ölçüde etkilenen İstanbul'a yaklaşık 25 trilyonu bulan desteğine duyulan şükran hislerine de bilinçli olarak yer verilmediği anlaşılmaktadır."
       * * *
       "Ankara paramızı aldı" başlığı "saptırılmış, yalan haber"se, açıklamada yalanlanmayan "Yardım paralarını Ankara'ya göndermek zorunda kaldık... Ankara ısrarla talep etti bizden" sözlerini ne yapacağız?
       Başka sorular da var:
       - 25 trilyon yardım gönderen Ankara'ya, 1.5 trilyonu göndermek zorunda kalmaktan yakınmak normal mi?
       - "İstanbul kendi yaralarını kendi gayretiyle sardı" sözleri yalanlanamadığına göre, hedefi saptırılan haber mi, Vali'nin şükran hislerinin adresi mi?
       - Şükran hislerinin rotasında, tayin kararlarının Ankara'da alınması da rol oynamış olabilir mi?
       - Haber değeri taşıyan, Vali'nin şükran hisleri mi, o hislerle çelişen diğer sözleri mi?
       - Vali'nin Ankara'ya duyduğu şükran hislerini depremzedeler kendisine duyuyor mu?
       * * *
       "Ben böyle bir şey söylemedim" yolundaki diğer hikaye bir meslektaştan geldi. Kanal 7'den Ahmet Hakan Coşkun, Ahmet Tulgar'la söyleşisinde, Hürriyet yazarı Serdar Turgut'un kendisini aradığını... "Öteki Türkiye" üzerine kaleme aldığı yazılardaki görüşlerini Kanal 7'de anlatmak istediğini... Turgut'un, "bu tartışmanın ancak Kanal 7'de doğru dürüst yapılabileceğini" söylediğini anlattı.
       Turgut Hürriyet'te iki yazı ve bir notla değindiği söyleşi için Milliyet'e ağır eleştiriler yöneltti. Ve olayı "kişiliğinin okur tarafından doğru algılanması için" önemsediğini yazdı.
       Tartışmanın objektif değerlendirmesini Okur Temsilcimiz Yavuz Baydar'ın köşesinde okuyabileceksiniz. Ancak, kişiliğimizin yarattığı görüntünün kendimize ilişkin varsayımlarımızdan ibaret olduğu nereden çıkıyor?
       Turgut'un, söyleşiyi yapan muhabirimiz Ahmet Tulgar'ı değil, Milliyet'in "üst düzey" yönetimini araması... Harfi harfine doğru bir demeç için bizi suçlaması... Kendi kişiliğine biçtiği değer ile dışarıdan göründüğü hal arasındaki mesafeyi büyüten ricaları açıklanınca öfkelenmesi... Kendisini bir televizyona davet ettirmeye çalışması...
       Bunlar da önemli "kişilik" emareleri sayılmaz mı!
       * * *
       İnsana ilişkin belirgin özelliklere "kişilik" dediğimize göre, herkes bir kişilik.
       İnsana yakışan davranışlarsa "kişilikli olana" özgüdür.
       Bir de, işçilerden köylülere, memurlardan depremzedelere "öteki Türkiye" var ki, sözü meclisten dışarı:
       Her kişi değil...
       Er kişi makbuldür!


© 2000 Milliyet